27 Tem 2017

ZÜLKÜF ABİ!

Hey gidi günler dostlar!

 

Bugün sizlere bana Polonya’dayken bana bir abiden farksız davranan, maddi manevi hep yanımda olan, birçok kişinin yapmayacağını yapıp bana yeri geldiğinde evini açan Zülküf Abi’den bahsedeceğim.

 

2010 yılında Olsztyn’a Erasmus için gelmiştim. Yavaş yavaş diğer arkadaşlarla kaynaşma evresindeydik ve şehri yeni yeni tanımaya başlamıştık. Bir gün İtalyan bir arkadaşım sohbet ederken, şehir merkezinde bir Türk’ün restoran açtığından bahsetti. Günümüzün çoğu şehir merkezinde geçiyordu ve her yerini karış karış biliyordum. Arkadaşın tarif ettiği öyle bir restoran yoktu. Pek fazla sallamadım açıkçası.

 

Gel zaman git zaman İspanyol arkadaşlarda aynı şeyden bahsetmeye başlayınca gidelim tanışalım bari diye çıktık yola, fakat tarif edilen yerde ne restoran ne de bir Türk’ün işlettiği mekân vardı. Artık o bahsettikleri Türk’ü bulmaktan vazgeçmiştim. Sanki bir hayalet gibi ortaya çıkıp, hemen kayboluyor gibiydi.

 

Tam onu unutmaya yüz tutmuştum derken, şehir merkezinde akşam yemeğinden sonra İspanyol arkadaşlarla turlarken, birden arkamdan gelen “Yeğenim” sesiyle irkildim. Arkamı döndüğümde gördüğüm kişi haftalardır efsane gibi anlatılan Zülküf Abi’nin ta kendisiydi. Sanki kırk yıllık arkadaşmışçasına sarılıp birbirimizi kucakladık ve dostluğumuz o gün başladı.

 

            Zülküf Abi, Olsztyn’da salaş keyifli bir mekan açma hazırlığındaydı. Polonya’daki bürokrasi engeli yüzünden kapı kilitli uzunca bir süre dükkânını açamıyordu. Artık biz uğurlumu geldik, nedir, iki ay sonra restoranı açtı. Biz Erasmus öğrencilerinin uğrak durağı oldu. Çayından, kahvesine, pastasından böreğine her şeyiyle hizmet veren, en önemlisi muhabbetiyle gönüllerde taht kuran bir abimizdi Zülküf Abi. Kendisini bizden sonra en çok İtalyanlar severd çünkü anadili gibi İtalyanca konuşabiliyordu.

 

Kısa zamanda biz abi kardeş gibi olduk. Başım sıkışınca hep ona gider, ondan tavsiye almadan hareket etmezdim. Kendisi tam bir insan sarrafıydı ve hayat tecrübesi çok fazlaydı. Ondan çok şey öğrendim. Olsztyn’da inanılmaz işler yapıp daha sonra başkente geçti. Açtığı yer yediden yetmişe herkesin sevdiği bir yer olmuştu.

 

Yanından ayrılırken bana hep kimseye karışma derdi. O lafı demediği bir gece Olsztyn’da daha önceki yazılarımda anlattığım biraz ırkçı bir saldırıya uğradık. Ertesi gün durumu Zülküf Abi’ye anlattım ve her şey senin yüzünden oldu dediğimde şaşırmış, benim ne suçum var len! Demişti. Bende kimseye karışmayın demedin, işte o gece başımıza bela geldi demiştim. Ama gerçekten de öyle olmuştu.

 

Zülküf Abi asıl kıyağı bana Polonya’dan ayrılırken yapmıştı. Cebimde beş kuruş para kalmamıştı ve ne yapacağımı bilmiyordum. Ailemden para isteme limitlerimi doldurmuştum. Hiç tereddütsüz Zülküf Abi çıkardı ve bana beni Türkiye’ye rahat rahat götürecek kadar para verdi. Beni mahcup etmişti. Al şunu cebine koy helal olsun yeğenim, demişti. Allah razı olsun, çok emeği geçti üzerimize… İki yıl sonra tekrar Olsztyn’a döndüğümde ilk olarak onun yanına gittim ve ona olan borcumu da ödedim. Yine eski günlerdeki gibi kaldığımız yerden devam ettik.

Yorum yapın

Yorum