3 hafta önce
507 Views

Poznan – Poznań. Neler Yapmalı ? Neler Görmeli ?

Yazar

Merhabalar,

Uzun bir zamandır bir şeyler yazmak istiyor, fakat yoğunluktan dolayı yazamıyordum.

Sonunda biraz vakit buldum ve sizlere Polonya’nın 5. büyük şehri, Büyük Polonya Voyvodalığı’nın başkenti Poznan nam-ı diğer Poznań’dan bahsetmek isterim.

Başlamadan önce, daha önce yazıldı mı bilmiyorum ama, Voyvodalık kavramı bizim bildiğimiz derebeylik kavramına çok benziyor. Slav toplumlarında ülkenin çeşitli bölümlerinde çok büyük ordular bulunur, orayı savunmak için hazır dururlardı (hâlâ öyle ya neyse) bu orduların komutanlarının oturup yönettiği, yerel bir devlet diyebiliriz bu Voyvodalığa. Bunların hepsi sonra merkezi devlete bağlı oluyordu. Belki tarih kitaplarından hatırlarsınız, kazıklı voyvoda vardı, pek sevmeyiz tabi.

Poznan şehri nasıl telafuz ediliyor derseniz, daha önce bahsetmiştim, bu n harfinin üstündeki çizgi n harfini hafif uzatıp onu kibarlaştırıyor, sonuna belli belirsiz bir “i” harfi ekliyor bir önceki harfi de baya bir kibarlaştırıyor. Rusça bilenleriniz var ise bu aynı mehkiznak harfinin verdiği etkiyi veriyor (Ь).

Anlamadınız değil mi ? Ben de kendi yazdığımı anlamadım. O zaman buyrun. 13. saniyeden çıkarken yapıştırıyor poznaân(i) kelimesini. Kanki poznan’dayım demek yerine kanki poznaân(i)’dayım demek daha bir güzel oluyor.

Poznan’ı bilenleriniz varsa yüzde 90 Berlin’den Polonya’ya aktarmalı gelenlerinizdir. Çünkü Berlin’e çok yakın bir şehir. Şehirde Alman etkisini hissedebilirsiniz. Bazı yerli halkı Almanlar’a bile benziyor.

Sizi biraz daha bunaltayım.

Poznan isminin nereden geldiğiyle ilgili iki tane yaygın görüş var. Birisi bir zamanlar Poznan diye bir adamın yaşamış olduğu (öyle alelade değil tabi kral falan) yönünde. Şehir de o yüzden onun adıyla anılıyor. Bir diğer ise Poznan kelimesinin “bilmek, tanışmak” kelimesinden gelmesi yani “bilinen şehir” anlamında.

Haydi bunu bir örnekle görelim.

Lehçe’ye biraz hakim olanlarınız varsa bu kelimeyi bilirler ya da Lehçe öğrenmeye çalışırken bir Polonyalı ile muhabbet esnasında bildiği kelimelerin tükenmesiyle beraber 30. saniyeden sonra yüzünde sadece anlamsız bir gülümseme kalan o kahraman arkadaşlarımız.

+ cześć !
–  cześć !
+ jak masz na imię ?
–  Ahmet, Mehmet
–  jak masz na imię ?
+ Małgorzata, miło mi cię poznać
– …
– …
– …

İşte buradaki miło mi cię poznać İngilizce’deki “Nice to meet you, good to know you” ‘ya denk gelir. poznać da bilmek anlamındadır. Poznan kelimesi de buradan gelir diyorlar.

Poznan kelimesinin ilk olarak hangi tarihte ortaya çıktığını, Poznan’da yaşayan Polonyalılar’ın ilk ne zaman kim tarafından Hristiyanlaştırıldığını falan yazmadan direkt şehir ile ilgili sizin işinize yaracak şeylere geçiyorum.

Poznan meydan.

Poznan şehri Warta Nehri’nin kıyısında yer alır. İklimi böyle iki arada bir derede kalmış şekildedir. Bugüne kadar ölçülen en yüksek sıcaklık 38.7 derece (C) yani bir Muğlalı’nın, Antalyalı’nın, Adanalı’nın günlük ortalama sıcaklığı, ölçülen en düşük sıcaklık ise -28.5 derece (C) imiş. Hiç birimizin sağ kalacağını düşünmüyorum. Yüzde 75 nemi olan çok nemli bir şehirdir her ne kadar sıcaklıklar düşük olsa da bu nem sizi yazın terletir, kışın da 2 kere dondurur.

Warta Nehri deyince, Poznan’ın Warta Poznan isimli bir futbol takımı vardır. Hâlâ başkanları mı bilmiyorum ama aşağıdaki resimde görebileceğiniz bir başkanları olmuştur (belki de hâlâ başkandır). “Disiplin ve iyi organizasyonu kulübe empoze etmek istiyoruz” diyen başkanın önceki kariyerini polonyam.com’u yeri geliyor ailecek okuduğumuz için buraya yazmıyorum. “Üniversite tezi” için araştırmak isteyenler olursa adı Izabella Łukomska-Pyżalska.

Warta Poznan futbol kulübü başkanı.

Warta Poznan futbol kulübü başkanı.

Poznan’ın 550 bin civarında nüfusu vardır. İşsizlik oranı en düşük olan şehirlerden birisidir. Polonya genelinde işsizlik yüzde 10 civarındayken Poznan’da yüzde 2 civarındadır. Ayrıca birçok yabancı şirketin Polonya’daki ana üsleri Poznan’dadır. Bu şirketlerin isimlerini vermeyeceğim ama bindiğiniz otobüsten dişinizi fırçaladığınız macuna kadar bir çok “baba” şirket buradadır. Bu yüzden kebapçılığın dışında daha rahat iş bulabileceğiniz şehirlerden biridir aklınızda bulunsun. Okuduğunuz bölümle ilgili iş bulma olasılığınız her zaman düşük bunu unutmayın çünkü adamlar kendi eğitimlerinin ekolünden çıkmış insanları tercih ediyor ama donanımlı biriyseniz imkânsız değil, benim demek istediğim hani o bolca gördüğünüz “Turkish Native Speaker Required” isimli Türk müşterilerin telefonlarını cevaplayacak adam arayanlar var ya, hah işte onlar en çok Varşova ve Poznan’da.

Poznan’a gittiğinizde main market ya da stare miasto (ana meydan) mutlaka uğrayın. Zaten istemeseniz de bir şekilde yolunuz oraya düşer. İşte oraya yolunuz düştüğünde 1551 yılında mekanik sistemin kurulduğu öğlen tam 12’de kafalarını birbirine tokuşturan Poznan keçilerini saat kulesinden mutlaka izleyin. Keçiler kafayı tokuşturunca dünya daha iyi bir yer hâline gelmiyor tabi ama Poznan’a geldiyseniz mutlaka görmeniz lazım sonra sizi ayıplarlar.

 

Poznan’ın meşhur keçileri.

Poznan’ın meşhur keçileri.

İşte böyle. Unutmayın, saat 12’de.

Bu keçilerin efsanesi de şöyle, önce bu saati yapmışlar, şehrin ileri gelenlerine (vali falan filan) hazırlamışlar açılışını yapsınlar diye, o sırada beceriksiz bir aşçı bu ileri gelen adamlar için hazırlanan geyik etini yakmış, günü kurtarmak için bir yerden 2 tane keçi çalmış. Tabi o zaman Poznan böyle değil, her yer dutluk, keçiler falan geziyor yakınlarda neyse aynı beceriksiz aşçı bu keçileri elinden kaçırmış keçilerde koşarak bu saat kulesine çıkmışlar orada kafalarını birbirlerine tokuşturup kavga etmeye başlamışlar. Vali de demiş ki o  zaman buraya böyle kafa tokuşturan keçiler yapın mekanik olsun. Ne güzel hikâye.

Keçileri falan gördükten sonra Poznan’ın meşhur  St Martin’s kruvasanlarından yiyin. Sadece en başta bahsettiğimiz wielkopolska’da üretiliyor, her önüne gelen de bu kruvasanları yapamıyor çünkü standardı European Union Certificate of Authenticity (Avrupa Birliği Orijinallik, Otantiklik Sertifikası gibi bir şey) tarafından sertifikalandırılarak korunuyor. 11 Kasım Aziz Martin gününde Polonya’da bu kruvasandan yaklaşık 250 ton bir diğer deyişle 1.25 milyon adet yeniyor. Aynı gün Poznanlı kadınlar bir de altın günü yapsalar 10 milyon adet yenir mutlaka.

 

St Martin’s kruvasanı.

Bu kruvasanın nasıl yapıldığını, gizli tarifini (çok gizli) keçilerin kafa tokuşturduğu saat kulesinin yanındaki “Poznan Croissant Museum and Experience” müzesinde şef Piotr’dan öğrenebilirsiniz (adını salladım Piotr belki denk gelir diye).

Kruvasan müzesi.

Kruvasan müzesi. Kendi kruvasanınızı kendiniz de yapabilirsiniz.

 

Bu kadar Kruvasan yediniz, yakmanız lazım. Tek başınıza bir Zubr hayvanı bile yeseniz yakabileceğiniz bir adres öneriyorum. Maltanka Gölü.

Tramvay ile ulaşabileceğiniz Maltanka Gölü bildiğiniz göl. İçinde kano gibi çeşitli su sporları yapanlar ve ayrıca yüzme havuzu da var. Ayrıca Maltanka treni de mevcut, öyle büyük bir tren değil, eski sistem buharlı bir tren, oyuncak gibi duruyor maksat turistik olsun. Gölün etrafında yürüyebilir, oturup dinlenebilir, kafe ve restorantlardan bir şeyler yiyebilirsiniz. Benden size tavsiye, aman tekrar geri yürümeye kalkmayın. Gölün bittiği yerden otobüs geçiyor şehir merkezine giden.

Maltanka Gölü’nün girişi.

Göl bu şekilde, yorgunluk ve sıcaktan bayılmadan şu gölün bir resmini çekeyim dediğimde ortaya bu çıktı.

Maltanka Treni

İçinde bira bahçeleri (Evet bira bahçeleri), sanat galerileri, alışveriş merkezi ve otel bulunan eski bira üretim tesisini ziyaret etmenizi de tavsiye ederim. Rehberli tura katılın ve biranın nasıl üretildiğini izleyin.

Stary Browar olarak geçer ismi.

Wilhelm II için inşa edilen eski imparatorluk kalesini mutlaka ziyaret edin, gece atmosferi daha da güzel oluyor. Wilhelm için üretilen 5 tonluk imparatorluk tahtını görün. Ayrıca bu kale bir zamanlar (1. Dünya Savaşı’ndan sonra) Poznan Üniversitesi’nin matematik departmanına ev sahipliği yapmıştır. 2. Dünya Savaşı’nda bu kale Adolf Hitler için karargah olarak düzenlenmiştir. Bu departmanın mezunları 2. Dünya Savaşı’nda Almanlar’ın şifreleme sistemi Engima’yı çözmüşler ve savaşın seyrini değiştirmişlerdir. Yani tüm gizli bilgileri ele geçirmişlerdir.

Eski İmparatorluk Kalesi

Sanat ile ilgiliyseniz sizi Poznan Milli Müzesi bekliyor olacak. Bu müzede birçok paha biçilemez eser bulunmakta. Alman, İspanyol, İtalyan, Leh, Flemenk ve daha birçok milletten sanatçıların tabloları var en önemlilerinden biri, çalındıktan 10 yıl sonra tekrar yerine konulan Claude Monet – “La plage à Pourville, soleil couchant” (“Beach in Pourville”) eseri de burada bulunmakta. Bunun hakkında film çekilmekte henüz gösterime girmedi.

Claude Monet – “La plage à Pourville, soleil couchant” (“Beach in Pourville”)

Şahane bir park görmek istiyorsanız, bisiklete bineyim, kız arkadaşımı / erkek arkadaşımı alayım götüreyim biraz kafa dinleyelim romantizm yaşayalım derseniz “Park Cytadela” tam size göre. Eski Prusya krallığından kalma bir kale ve 100 hektarlık yemyeşil bir park sadece doğa güzelliği olarak bulunmuyor. Ne sevgilisi arkadaş, eski call of duty cilerden kim kaldı diyenler için Leh, Alman ve Rus savaş makinalarının sergilendiği, ayrıca bir de askeri laboratuvarın ziyarete açık olduğu tarihi bir güzellik olarak şehrin tam ortasında bulunmakta.

Park Cytadela

Park Cytadela

 

Yok efendim, bunların hiç biri bana göre değil, ben biraz daha farklı bir şeyler arıyorum, 100 m’yi kaç saniyede koşabilidiğimi görmek, yaptırdığım seyahat sağlık sigortası boşa gitmesin istiyorum diyorsanız, Lech Poznan maçına rakip takımın formasını giyerek gitmenizi öneririm.

En büyük Lech Poznan !

En büyük Lech Poznan !

 

Poznan’ın kendine has bir ağzı vardır, yani dialect’i. Çoğu zaman Poznanlı olmayan Polonyalılar bile Poznan’da ne dediklerini anlamazlar, o yüzden şaşırmayın. Mesela, Lehçe’de kız dziewczyna demektir, ama Poznan’da pinda. Utanç kelimesi Lehçe’de wsytd iken Poznan Lehçesi’nde poruta demektir. İsterseniz poruta kelimesine herhangi bir sözlükten bakın. Google translate bile “Japonca” olarak algılıyor. Poznan’a has bir diğer kelime ise “tej” dir. Tej tej tej diye gider herkes. Tej kelimesi Türkçe’de “bu” demek. Ama Lehçe’de Tej diye birşey yok. Poznan Lehçesi’nde var.

Poznanlı bir bebek annesine “Mamuś, tej, popatrz jak zjadłem” der. Yani “Annecim, işte bu, bak nasıl yedim”
Son olarak, Poznan bir patates diyarıdır. Pyrylandia olarak geçer. Pyra patates demektir. O yüzden size her şeyin patates üzerine kurulu olduğu bir restoran önereceğim. Her yemek mutlaka patateslidir. Patatesli et, patatesli tavuk, patatesli sebze, patatesli patates. Bu restoranta ilk gittiğimde siparişi verdim, onlarda bana bir patates verdiler. Gittim masaya oturdum. Baktım herkesin önünde aynı patatesten var, pişmemiş soyulmamış bir tane kocaman patates. Bu ne diye şaşkın şaşkın bakarken sonradan öğrendim o patatesin üstünde numara varmış, garsonlar o patatese bakıp siparişleri getiriyorlarmış. Bu kısa süreli şaşkınlığın ardından gelen yemek ise lezzetliydi, tavsiye edeirm. Fiyatlar mı ? Her zamanki Polonya fiyatları. Bol bol  yiyin. Afiyet olsun. Resotranın adını tabakta görebilirsiniz. Poznan’da sadece bir tane yok, bir kaç tane var.

Poznan’a özgü her şeyin patates üzerine kurulduğu restorant.

 

Gerekli gereksiz her şeyden bahsettiğim Poznan yazımın sonuna geldim. Sizin de eklemek istedikleriniz varsa yorum olarak ekleyiniz. Umarım beğenmişsinizdir. Teşekkürler.

JestemTurkiem

 

Yorum yapın

Yorum

Etiketler:
· · ·