2 sene önce
1936 Views

Polonya Sineması

Yazar

Cześć wszystkim ! Jak się masz?

Hızlandırılmış Lehçe kursundan sonra sizlere bugün Polonya Filmleri’nden bahsetmek istiyorum. Polonya filmleri derken, bazı şeyleri göz önünde bulunduralım,

* Filmler Polonya’da çekilmiş olabilir.
* Filmlerin yapımcısı, yönetmeni Polonyalı olabilir.
* Filmin içinde çok önemli bir rolde yani başrolde bir Polonyalı olabilir.

Ana değerlendirmemiz bu şekilde olacak. Sizlere burada bu filmlerden bahsederken kesinlikle klişe laflarla, cümlelerle değil, kendi yorumumla ve düşüncemle aktarımda bulunacağım. Yabancıların SPOILER dedikleri olay, yani filmin en can alıcı noktasını açıklayıp da ortalığı karıştırma durumu burada karşınıza çıkabilir, şimdiden söyleyelim.

Bugüne kadar hepimiz Amerikan kültürünün yoğun olduğu filmlerle büyüdük. Adam 1000 kişinin arasına dalar, hepsini tek tek indirir, ondan sonra purosunu yakardı, tam o sırada yanından geçen dövüş hocası ya da yoldaşı da “hey mike, git kendine bir içki al dostum” der, güneş gözlükleri takılır, ortama havalar basılırdı. Fransız filmleri de hayatımıza çok girenlerdendi. Çıtı pıtı güzel hanımlar, sepetinde çiçeklerin olduğu bisikletlerine biner, zayıf yakışıklı erkek arkadaşı da elinde baget ekmeğinin gözümüze gözümüze sokulduğu hasır piknik sepetiyle onu karşılardı. Sonra Polonya’da Erasmus sebebiyle ucuz biletleri buldukça gittik Paris’e, kaldık 10 gün, ne o çıtı pıtı hanımlar vardı, ne de bahsedilen erkekler. Elimiz arka cebimizde cüzdanı kollayarak geçti günler. Yani bunlar hep yalan dolan, gerçek sinema tabi ki Polonya’da.

Polonya’nın bir şehri vardır, adı Łódz. “VUÇ” diye okunur. Bu şehirde bırakın Polonya’yı tüm Orta ve Doğu Avrupa’yı sallayan yönetmenlerin yetiştiği bir okul vardır. Łódz Film Okulu. Eğer biraz sinemayla ilgiliyseniz, yazacağım isimlerden, yani burada yetişmiş olan isimlerden ne demek istediğimi anlayacaksınız.

İşte o isimler; (tek tek Lehçe alfabe karakterlerini yazmadım, direkt yazdım, biz de insanız)

Roman Polanski
Krzystof Kieslowski
Janusz Morgenstern
Andrzej Munk
Krzystof Zanussi
Edward Zebrowski
Wojciech Marczewski
Andrzej Wajda
Jerzy Sklimowski

Şimdi ne demek istediğim ortaya çıktı değil mi ?

Sizlere benim çok sevdiğim, tekrar tekrar izlediğim, birçoğu Leh arkadaşlarımın tavsiyesiyle aklıma kazınmış olan filmlerden bahsedeyim.

1) Katyn katliamı

Piyanist filmiyle başlayacağımı sandınız ama yanıldınız. Biz de öyle tek düzelik, klişelik olmaz. Benim Kraków’a olan takıntımı bilen bilir, o yüzden tabi ki ilk önce Kraków’da geçen bir filmi yazacağım.

Katyn

 

2008 yılında Oscar’a aday olan bu filmin yapımcısı Andrzej Wajda’nın babası filmde öldürülenler arasındadır. 1940 yılında, sosyalist (komunist) “aynı şey değil yha uff diyenlere selam ederim” görüşe sahip olmadıkları için Stalin’in emriyle Sovyet gizli polisi tarafından kafalarına tek kurşun sıkılarak öldürülen çoğu Leh subay olan 22000 Polonyalı’nın başından geçenler anlatılmaktadır. Öncelikle iki tarafı da savunmadığımı belirterek ufak bir dipnot düşeyim, Hitler’e ateş püskürüp, Stalin tarafını yüceltenlerin muhakkak izlemesi gerekmektedir. Biri ne kadar caniyse, öbürü de o kadar cani. Savaşın kaybedeni acaba Hitler olmasaydı bugün dünyada suçlananlar kim olurdu bunu da unutmamak lazım, biraz sonra yazacağım birkaç filmde de savaşı Nazi Almanyası’nın kaybetmesinden dolayı nasıl tek taraflı ideolojinin işlendiğini ve nasıl Oscar’ın kapılarının ardına kadar açıldığını göreceksiniz. Ayrıca filmin büyük bir çoğunluğu Kraków’da geçmektedir. Sırf bunun için bile izlenir.

2) Dzień Świra

Bir zamanlar çok sevdiğim, çok iyi anlaştığım fakat artık pek görüşemediğim bir arkadaşımın (kendisine buradan selam söylüyorum, tabi ki Türkçe anlamıyor) tavsiyesi üzerine izlediğim bu film, sizi biraz ters köşe yapmaktadır (bkz. ters köşe yapmak).

kaçık

 

Bu filme komedi filmi olarak başlayacak, sonra gülen dudaklarınız yavaş yavaş tebessüme geçecek, sonlara doğru “saçmaladı mı acaba?” derken biraz da hüzünleneceksiniz. Hepiniz kendi hayatınızdan bir parça bulacaksınız, bu adamın durumu takıntılı olmanın ötesinde bir obsesif kompulsif bozukluk var, fakat bazı ufak noktaların kendimde de olduğunu düşündüğümden size “hayatınızdan bir parça bulacaksınız” dedim. Mesela ben evde kıyafetleri dolaba asarken hepsinin ön yüzünün sağa bakmasını ve kancalarının içe doğru geçmesini isterim. Ne dersiniz bende de var mı böyle bir durum ?

Filmin Lehçe’den Türkçe’ye çevrilmiş hâli mevcut, eğer ulaşamazsanız bana bi Dzien Dobry demeniz yeterli.

Not: Film argo içerir. Evet evet bildiniz, kurwası, ja pierdolesi bol bir film. Tamam artık bunu duydunuz ya kesin izlersiniz.
(bkz. Lehçe’nin Türkler’e göre kurwa’dan ibaret olması )

3) Piyanist (ya da Pianist)

piyanist

Hadi bakalım geldik klişe filmimize. Klişe mlişe ama güzel fim. Üniversite son sınıftayken Erasmus sınav tarihleri açıklanmış ve anlaşılan ülke ilân edilmişti. Canım Kraków’umun Politechnikası. Tam da o akşam tv’de bu film yayınlanmıştı, evet daha önce izlememiştim, bu bir haberci miydi acaba ? Ya da bu maceranın habercisi çocukken Hotbird uydusundan Ale Kino, TVP Kultura gibi Polonya kanallarını izlemiş olmamdı kim bilir. Evet biraz garip bir çocuktum, bir de sevgili erkekler, hangimiz Hotbird uydusunu kurcalamadık ki ? Siz beni anladınız.

Bu kadar çene çalmadan sonra gelin hızlıca filmi bir özetleyim, öyle bir özetleyeceğim ki belki filmi bile izlemeyeceksiniz. Bu film Varşova radyosunda müzisyen olarak görev alan bir Yahudi’nin hayatını anlatır. Adamın adı, Wladyslaw Szpilman. Nazi Almanya’sı Polonya’yı işgal ettiğinde ailesiyle beraber getto denilen izole edilmiş alanlara gönderilirler. Birçok sıkıntıyla uğraşırken bu adamın babası, Yahudilerden oluşmuş polis kuvvetlerinin sözü geçen bir adamına başvurur, sırf çocuklarını kurtarsın diye. Tabi çocuklar buna karşı çıkar. Tam trenlere bindirilip toplama kamplarına götürüldüğü sırada bu aile, bu yahudi polisi bizim piyanisti aradan çeker, arkalara bir yere atar, piyanist gözü yaşlı şekilde ailesinin gidişini seyretmekten başka birşey yapamaz. Bundan sonra onun için saklanma ve kaçma dönemi başlar. Hem Polonyalı gizli örgütün yardımlarıyla hem de şansının yaver gitmesiyle kaçar, kaçtıkça kaçar. En sonunda yıkık dökük bir evde bir Alman subayı bunu yakalar. Bizim piyaniste ne iş yaptığını ve yahudi olup olmadığını sorduktan sonra, “yahudiyim ve piyanistim” cevabını alan Alman subayı ona hafif alaycı bir şekilde piyano çalmasını söyler. Müzisyenden etkilenen Subay ona gizliden yardım etmeye başlar, konserveler getirir ve birgün çekileceklerini ima ederek ona paltosunu bırakır. Almanlar çekilip Ruslar Polonya’ya girdiğinde bizim piyanist sevinçle dışarı çıkar, ama üzerindeki Alman subayı paltosunu unutmuştur. Filmin en önemli sahnelerinden birisi de işte orasıdır, burayı söylemeyim.

 

4) A short film about love

asfal

Ayyy çok tatlı yaaaa diyebileceğiniz bir romantik film. Polonya’da postane teşkilatında çalışan genç bir abimiz var, adı Tomek. Sıradan bir hayatı var ama bu arkadaş da takınıtılı. Karşı binada Magda var. Magdaları iyi bilirsiniz.  Tomek, Magda’ya takıntılı bir şekilde aşık olduğu için onu hergün teleskopla izler onunla ilgili ne var ne yok takip eder. Bir gün aşkını ona itiraf eder ve hayatı altüst olur.  Çünkü Magda aşka inanmamakta, cinselliğin aşk kılıfına sokulduğunu düşünmektedir. Kendini buna inandırmıştır.  Genç olan oğlandır ve o aşka inanmaktadır, ama Magda ondan büyüktür ve hayatın ne olduğunu öğrenmiştir, hani derler ya feleğin çemberinden geçmiştir. Tomek ise yazık, genç olduğu için beklentiler farklı, görülen şeyler farklı. Ne diyelim, izleyelim, öyle konuşalım. Filmin adı Krótki film o milosci.

 

5) Zycie jako smiertelna choroba przenoszona droga plciowa – Hayat seks yoluyla bulaşan ölümcül bir hastalıktır

hayatseksyolu...

Biraz da dram filmlerinden hatta polisiyeden bahsetmek lazım. Tomasz diye biri var bu filmde, bu tomaszları pek sevemedim zaten, 60 lı yaşlarda bir doktor. Bu karamsar adam ölümcül bir hastalığının olduğuna inanıyor ve bu yüzden bir sürü test yaptırıyor. Yaptırmakta da haklı çıkıyor. Bunun üzerine taa gençliğinden beri inandığı ahlaki değerli inkâr etme isteğiyle yanıp tutuşmaya başlıyor. Dost ayağına genç bir çifte yaklaşıyor ve onların aşklarını bitirmeye çalışıyor. Bir genç rahibin inancını kaybettiğini duyabilmek için ona tezgah kuruyor falan da filan. Yani değişik bir ruh hâli , sonunda aradığı umut yine hastaneden geliyor ama tabi ki bu kısmını da anlatmıyoruz , izleyin diyoruz.

 

6) Cztery noce z Anna – Anna’yla 4 gece. Bakın Lehçe ne kadar kolay değil mi ?

annamanna

 

Leon abimiz, kuzey Polonya’da bir kasabada doktorluk yapıyor. Hemşirelerden Anna tecavüze uğruyor. Leon bu hemşireye yardım etmek isterken ona ilgi duymaya başlıyor. Geceleri gizlice evine girip onun hayatını kolaylaştıracak bir takım şeyler yapıyor. Tabi bu gizli merak, işleri biraz karıştırıyor.

 

7) Alicja Wonderland (Alice Harikalar Diyarında)

aliceharikalar

Bu filmi ilginç geldiği için koyuyorum. Çocukluğumuzun hikâyesi burada “biraz” değişik işlenmiş. O eski masumiyeti kalmamış gibi. Polonyalı oyuncu sayısı çok fazla. Koyma sebebim de budur zaten.

Evet, bugün de birşeyler yazmaya çalıştım, vakit ayırdığınız için teşekkürler.

Selamlar.

JestemTurkiem

 

Yorum yapın

Yorum

Kategoriler:
Sinema