18 Eki 2017

Polonya’nın Duygusal Adamı; Chopin

Merhaba,

Zapiekanka’nın nasıl yapılacağını bir önceki yazımda anlatmıştım. Evde yapıp da deneyeniniz oldu mu ?

Polonya macerasına atılmış olanlarınızın çoğu muhtemelen Zapiekankası’nı vodkanın, biranın yağmur olup yağdığı, “shotlar 4 zl kanka yha çok ucuz uff” diyerek Amerikan kültürünün baskın olduğu, Lehler’in deyimiyle diskolar’dan veyahut pijalnia wódki i piwa’lardan , banialuka’lardan  çıkınca otobüs durağının yolunu bulabilme endişesiyle “ayılma”, “kendine gelme” amacıyla yedi.

Fakat hayat bundan ibaret değil arkadaşlar, ben size yapmayın demiyorum, hobi olarak yine yapın, Erasmus olur, uzun dönem eğitim olur, iş olur v.s. olur yepyeni bir ülkeye gittiniz. Vaktinizi sadece diskoya, cluba, bara ayırırsanız, bu yepyeni kültür içerisinde neler kaçırdığınızı asla göremezsiniz, bunun farkına vardığınızda ise iş işten geçmiş olur ve ömür boyu sizin peşinizde olacak anılarınızın aslında ne kadar da “sığ” olduğunun acı gerçeğiyle yüzleşirsiniz. Kafanıza da vursanız dizinizi de dövseniz o şansı kaybetmiş olmanın dayanılmaz ağırlığı yakanızı bırakmaz. Yarın öbür gün Türkiye’ye dönerseniz ve size sorarlarsa “eee oğlum anlat bakalım, ee kızım nasıl geçti günler, hacı polonya nasıl?” derlerse “diskoya gittik vodka içtik bira içtik” diyerek nereye kadar devam edebilirsiniz ki ?  Biliyorum, ortamlar güzel, o ortamlardaki insanlar da güzel ama zaten bu tür ortamlarda tanıştığınız, arkadaşlık kurduğunuz kişileri herhangi bir başka ülkede de çok rahatlıkla bulabilirsiniz.

“Vay arkadaş, adam annem gibi babam gibi konuştu”, diyenleri duyar gibiyim. Üstüme vazife değil ama, buraya bunları bu kadar yazmamın sebebi bu siteyi takip edenlere mümkün mertebe bu güzel ülkenin tüm güzelliklerini tattırmak.

Demek istediğim şu, bulunduğunuz ülkenin kültürüne inin, o ülkenin yerli aileleriyle imkânınız doğrultusunda birlikte yaşayın, hiç olmazsa akşam yemeğine gidin, bi’ gidin görün ne yapıyor bu adamlar, neleri seviyorlar, nelerden nefret ediyorlar, bizlere bakış açıları nasıl, gelenekleri, tarihleri, değerleri nasıl görün ki ufkunuz açılsın.

İşte kültür deyince, (diyince değil), bu kadar gevezeliği bırakıp esas konuya giriyorum. Polonya dünyaca ünlü piyanistleri, virtüözleri, bestekârları, şairleri bağrından çıkarmış bir ülkedir. Şair dedik mesela “Adam Mickiewicz”, başta Kraków olmak üzere bir çok Polonya şehrinin meydanlarında önemli yerlerinde bu adamın heykeli var. Araştırın. Bu adam İstanbul’da salgın hastalıktan (kolera olması lazım) ölüyor. İstanbul’da ne işi var? Ölmesine yakın “Öleceğimi bilsem yine İstanbul’a gelirdim” demiş, neden demiş, bunları mutlaka öğrenin. Sokakta çalgıcılık yapan Çingeneler’i (Roman değil, Çingene, Çingene demek eğlenceli, renkli demektir) izleyin, bizimkilerle karşılaştırın. Bizdekiler darbuka çalarken onlar neden akordeon çalıyorlar bir düşünün, tipler aynı, ama biri Lehçe konuşuyor biri Türkçe, müzikler tamamen farklı. Bunları biraz irdeleyin. Ama esas konumuz bu değil, konumuz Chopin.

Cześć! Chopin, jak sie masz?

Cześć! Chopin, jak sie masz?

Chopin, tam adıyla Fryderyk Franciszek Chopin, (havaalnından hatırladın değil mi ?), Fransızların babasının Fransız olmasından dolayı sahiplenmeye çalıştığı, fakat müziğe bakış açısı ve eserleriyle bir Polonyalı olduğunu kanıtlayan, romantik dönemin en ünlü besteci ve piyanistlerinden birisidir. Validesi Polonyalıdır. Zelazowa-Wola/Polonya’da doğmuş ve 39 yaşında Paris/Fransa’da ölmüştür. Daha yaşasa neler besteleyecekti kim bilir…

Chopin'in doğduğu ev.

Chopin’in doğduğu ev.

Chopin’in aklı hep Rus işgali altındaki vatanında olmuştur. Eserlerindeki duygusallık kimine göre bir kadına duyulan aşkmış gibi görünse de sebebi vatan özlemidir. Eserlerinin büyük bir kısmı tamamen piyano üzerine bestelenmiştir, yani tam anlamıyla bir piyanisttir.  Eserlerinin yapısı, Fransız müziğinin çok sonraki yıllarda erişebildiği zerafet ve güzelliğe sahiptir. Polonya’nın meşhur mazurka ve polonez tipi müzikleri Chopin sayesinde folklorik olmaktan çıkıp evrensel bir niteliğe ulaşmıştır. Beethoven’ın öldüğü yıl Varşova’da ahalinin dikkatini çekmiş ve çok ünlenmiştir, önce Viyana’ya gitmiş, burada bir süre yaşadıktan sonra da Paris yolu gözükmüştür. Paris’de ise gönlünü kimilerine göre feminist olarak adlandırılan ama hanfendinin kendisi tarafından yalanlanan Geroge Sand’a kaptırmıştır. İsim yanıltmasın, kendisi bir kadın. Chopin’in bu hanımla yaşadığı ilişki bir dargın bir barışık gittiği için belki de eserlerindeki vatana olan özlemin yarattığı duygusallığı bir de aşk acısıyla perçinlemiştir.

 

Chopin'in manitası. Coco Krakow Club'da daha güzelleri var değil mi ? Öyle değil işte.

Chopin’in manitası. Coco Krakow Club’da daha güzelleri var değil mi ? Öyle değil işte.

Chopin, bugün değeri hâlâ bir kısım insan tarafından iyi bilinen bir müzisyendir. Popüler kültürün en önemli filmlerinden Piyanist’de, Yahudi piyanistin harabe bir evin içerisinde bir Alman subayına çaldığı besteden tutun da, filmin başladığı ilk andaki müziğe kadar hepsi Chopin’indir. Film Yahudi diasporasının etkisiyle bir çok ödül almıştır, aslında gayet güzel bir filmdir, ama hep tek taraflı yansıtılan hikâyelerin içerisinde Chopin’in müziği ilaç gibi gelmektedir.

Chopin'in kendi kaleminden.

Chopin’in kendi kaleminden.

Chopin biraz da ilginç bir adam, mesela, cenazesinde kendisinin cenaze marşını değil, Mozart’ın Requiem’inin çalınmasını istemiştir.

Chopin tüberkülozdan hayatını kaybetmiştir, mezarı Fransa’da, kalbi ise Varşova’daki bir kilisede yer almaktadır. Yazının başında söylediğim, kalbi hep vatan özlemiyle atmıştır sözünü haklı çıkaracak niteliktedir.

Chopin'in son fotografı.

Chopin’in son fotografı.

 

Değerli arkadaşlar, özellikle Polonya’da bulunduğunuz süre içerisinde kiliselerdeki Chopin bestelerinin çalındığı günlere katılın, müslümansanız kiliseye gitmek sizi hristiyan yapmaz, İmanın şartlarını hatırlayın, Allah’ın peygamberlerine, kitaplarına inanmanın bu şartların arasında olduğunu unutmayın. Hristiyanlık da Allah’ın peygamberlerinden birisi olan Hz. İsa’nın temsil ettiği bir din olduğu için kiliselere gitmek sizi günaha sokmaz. Ben böyle söyleyim de siz yine istemiyorsanız gitmeyin. Sokaklarda çalınan müziklere kulak kabartın, büyük ihtimalle Chopin’den birşeyler duyacaksınız. Bazı salonlarda, ya da “pod …..” denilen yerlerde sadece Chopin’e özel geceler yapılır ve onun besteleri çalınır, çok pahalı da değildir. Yalnız size tavsiyem bu tip yerlere parmakarası terlik, şort, tshirt tarzı bir giyimle değil, biraz da ciddi kıyafetlerle gidin. Temiz, tertipli bir pantolon (kot da olur hadi üzülmeyin) bir de temiz bir ayakkabı ve gömlek giyerseniz adamlara saygı göstermiş olursunuz. Frak, smokin giyin demiyorum.

Çok konuştum biliyorum, şimdi tıklayın ve gözlerinizi kapatın.

 

Piyanist filminden

20li yaşlarında bestelediği en meşhur Nocturne’ü. Birçok Nocturne bestelemiştir

 

Bana göre en duygusal bestesi budur, filmlerle ilgili yazdığım bir konuda Dzien Swira’dan bahsetmiştim, izlerseniz müzik filmin etkisini 2 ye katlıyor, hani komedi gibi olup da duygusal olan film, Türkçesi bir kaçığın günü

Haydi çıkın gezin, şehrin sokaklarında kaybolun, yarın yine cluba gidersiniz.

Benden nacizane tavsiye, yoksa tabi ki siz en iyisini bilirsiniz.

JestemTurkiem

Yorum yapın

Yorum

Bir Cevap Yazın