Polonyalılar’a akşam yemeği misafirliği

Polonyalı bir arkadaşım tarafından akşam yemeğine davet edilmiştim. Benim için heyecanlı olduğu kadar aile için de çok heyecan verici bir olaydı. Çünkü tamamen farklı bir kültür ve dinden gelen birini misafir etmek, tüm ayrıntıları ile kendi kültürünü tanıtmak çokta kolay olmasa gerek.

Akşam yemeği için sözleşmiştik. Ne giysem, giderken ne alsam diye düşünürken kendimi rosół çorbasını yudumlarken buldum. Türkçe de üç etli çorba diye geçen bu çorbaya servis edilirken kıyılmış maydanoz ve taze çekilmiş karabiber ekleniyor. Birçok sebze ve 3 çeşit etten oluşan çorbanın ardından ana yemeğe geçtik. Genel olarak et+patates püresi şeklinde yenen ana yemeğe olmazsa olmaz kırmızı pancar salatası ve lahana turşusundan yapılan salatalar eşlik etti. Türkiye de büyüdüğüm yer itibariyle daha önce hiç kırmızı pancar yememiştim. ‘’Buracki’’ diye adlandırılan bu sebze oldukça lezzetliydi. İçecek olarak da komposto diye adlandırılan -Türkiye de daha çok hoşafa yakın olan- evde ve genellikle kırmızı orman meyvelerinden yapılan içeceği ikram ettiler. Yine ilk kez bir hoşafta çileğe tanık olmuştum :). İlk akşam yemeğine gittiğim aile açısından çok şanslıydım. Çünkü kendileri halihazırda küçük bir şehir olan OPOLE’nin yine minicik bir köyüne mensuplardı. Bu nedenle yediğim-içtiğim her şey ev yapımı ve tamamen Polonyalıların geleneklerine uygun şekilde hazırlanmıştı. Ev yapımı hindi salamı deneyimim de yine bu zamanda olmuştu. Bu salamın yapıldığı sobaya benzeyen bir fırın gösterdiler ki o başka bir yazı konusu olabilir :).

Tüm aile fertleri masa başında oldukça özenli bir şekilde giyinip toplanmışlardı ve tüm yemek boyunca sohbet ettiler. Şunu diyebilirim ki en çok konuşan milletler arasına girebilir Polonyalılar :). Akşam yemeğinden sonra sıcak (çay-kahve) içecek servisi başladı. Tabiki yanında muhteşem lezzetli ve envaiçeşit kekleri çıkardılar masaya. Bu sırada birkaç meze çeşidi ve olmazsa olmaz votka da yerini aldı. Votkanın yanına aslında bizim kahvaltılık diyebileceğimiz mezeler eşlik etti. Yine birkaç çeşit salata, ekmek, tereyağı, peynir çeşitleri, salam çeşitleri ve konserve balık (çoğu zaman ev yapımı) şeklinde sıralayabilirim. Aile büyükleri böyle toplantıları hiç kaçırmaz ve koyu sohbet arasına birkaç shot votkayı sıkıştırıverir. Eğer misafirliğe gittiğiniz ev daha geleneksel ve şehir merkezine biraz daha uzak konumdaysa bu sofra da içeceğiniz votkanın ev yapımı ve limon aromalı olması muhtemeldir. Erkek ev sahibinin, içenlerin shot bardaklarına tek tek tüm masayı dolanarak votka doldurması dikkatimi çeken başka bir noktaydı. Tüm bardakları doldurduğunda yerine geçip, votka şişesini de yanı başına koyuvermişti. Sonra hep birlikte Na zdrowie (şerefe) diyerek bir çırpıda içildi votkalar.

Hayatıma birçok yeni lezzet ve Lehçe sözlük ekleyerek ayrılmıştım o evden. Bir zaman sonra rutine döndü ziyaretlerim. Doğum günlerinde, christmaslar da yerim hazır oldu masada. Polonyalı aileleri yakından tanıma fırsatı bulmuştum çokça. Anladım ki aile her kültürde mühim. O, en kutsal ve en önemli olan. O zaman karar verdim, Polonyalılar için de aile çok önemli ve misafir baş tacı. Tıpkı Türkiye de olduğu gibi.. İleri de Polonya da bir aileye misafir olursanız eğer hiç çekinmeyin. Onların lezzetlerini tatmanız yahut onlarla birlikte na zdrowie demeniz çok hoşlarına gidecektir. Sizinle birlikte Türk dizilerden konuşmaya çalışıp, Türk votkası olup olmadığını sorarak bir ortak nokta bulmaya çalışacaklardır. Böyle zamanları yaşamak ve deneyimlemek inanın çok keyifli.

Sıcacık olan bu aile atmosferine çat pat anladığım Lehçe ile uyum sağlamak hiç zor olmamıştı. Çünkü samimiyetin dili yoktur. İzahı da zor oluyor dolayısıyla. Yaşadığım bu ilk deneyimi anlatmak ve tam tamına aktarmak imkânsız olmasa da muhakkak eksik olacaktır.

Bir cevap yazın