12 ay önce
5648 Views

Polonya’da Görülmesi Gereken Yerler

Yazar

Merhaba,

Bugünkü yazıda sizlere Polonya’da hangi amaçla bulunursanız bulunun mutlaka görüp gezmeniz gereken yerleri anlatacağım. Polonya gezi dendiğinde biraz da sıradan şeylerin dışına çıkmak lazım. Tabi ki en bilinen yerlerden bazıları yine burada var, ama bilmediklerinizin de olacağından eminim.

İster öğrenci olun (Erasmus – daimi), ister turist ya da Polonya’da çalışan, hatta bir Polonyalı’yla evli olup 40 senedir Polonya’da yaşayan. Bu yazı herkes için geliyor. Özellikle de henüz Polonya topraklarına ayak basmayıp kafasında nerelere gitsek diye kuranlara.

Kalemi kâğıdı hazırladıysanız başlıyorum (hep öyle derler ya, siz açın bir word dosyası, kopyala yapıştır tamam 🙂 ).

Bahsedeceğim yerler benim kendi beğendiklerim, sizler de kendi listenizdekileri, favorilerinizi bildirin.

Krakow Old Town.

Neden Krakow ile başladın diyen arkadaşlar için diğer yazılarımı okuyunuz, sebebini açıkça göreceksiniz.

İşte burası Krakow Old Town'un tam merkezi.

İşte burası Krakow Old Town’un tam merkezi.

Krakow’un yerlisi de, yabancısı da, Krakow’a ve özellikle onun eski şehir bölgesi dediğimiz Old Town’una bayılır.  Işıl ışıl sokakları, eğlence merkezleri, tarihi dokusu, mükemmel mimarisi ile Krakow Old Town mutlaka listenizde olması gereken bir yer.  Sayısız sokak çalgıcısı (darbuka yok, akordiyon var),  antika ve hoş barları, labirent gibi sokakları sizi başka diyarlara götürecek, sanki orta çağda yaşıyormuş hissine kapılmanıza sebep olacak.  Kalabalık olsa dahi size zorluk yaratmayacak bir atmosfer göreceksiniz. Tabi ki English Pub civarlarından uzak durursanız kafa dinlersiniz, yoksa adamların 1 lirasının 5 polonya lirası (pound zloty) etmesinden dolayı gelen rahatlıkla “yeah bullsh*t man it ain’t true bro” bağrışmaları özellikle Chealsea melsea gibi maçların olduğu zaman sizin biraz kafanızı şişirebilir. Koşarak uzaklaşırsınız. Bir de İspanyollar’ı görürseniz yine topuklayın, yeteri kadar “que pasa mariquita amigo andele andele vamos vamos” duymak istemiyorsanız. Resimde gördüğünüz yer Sukiennice eskiden kıyafet pazarıymış, şimdi turistik hediyelik ne ararsanız var. Ona da bir uğrarsınız, ee tabi I love krakow tarzı tshirt almadan olur mu, olmaz.

Wieliczka Tuz Madeni.

Kilise. Gördüğünüz neredeyse herşey tuzdan yapılma. Belki sandalyeler ve avizeler değil. Gerisi tamamen tuz.

Wieliczka’nın içindeki (baya içindeki) kilise. Gördüğünüz neredeyse herşey tuzdan yapılma. Belki sandalyeler ve avizeler değil. Gerisi tamamen tuz.

Birşeyleri keşfetmeyi seviyor musunuz ? O zaman tuz madeni tam da size göre.  Tuz madeni olmasının sebebi tamamen tuzdan oluşması (vay be ne kadar zekice değil mi ?). İçerisinde kilisesinden, gölüne herşeyi bulunduran bu tuz madeni tam bir labirent. 2 saat boyunca yürüyerek yerin 328 m altına kadar inebildiğiniz bu maden, 287 km lik yola sahip. Hepsini yürümüyorsunuz tabi, veriyorlar elinize bir cihaz, takıyorsunuz boynunuza, önde rehber siz arkada konuştuklarını dinliye dinleye gidiyorsunuz. İsterseniz yanınızda salatalıkta götürün, duvarlara sürter sürter yersiniz. Not; Lehçe rehberi seçerseniz daha ucuz, ama tabi ne anlayacağım diyeceğiniz için İngilizce dil mevcut. Türkçe’nin olacağı günler de yakındır diyerek buranın da Krakow’a bağlı olduğunu belirtmek isterim. Krakow büyükşehir belediyseinin Teatr Bagetala önünden kalkan sayısını hatırlayamadığım sarı otobüsüne binerseniz (sarıydı en son) Wieliczka’da inerseniz, zaten otobüsün %90’ı orada iniyor, turistleri takip edin. Tuz almayı da unutmayın, hatırasına kıyamayıp yemeklere koyamasanız da bir yerlerde saklarsınız ortamlarda havanız olur.

Tatra Milli Parkı.

Tatra Milli Parkı.

Tatra Milli Parkı.

Resmi görenler “ne güzel mangal yakılır” diyenlerle “olsa bir oduncu ceketim de baltayla odun kırsam filmlerdeki gibi” diyenler olarak ikiye ayrılmaktadır. Mangal işine girişmeyin fakat burada bir ev kiralayıp 1 ay falan soğuk zamanında yaşarsanız kimimizin filmlerde görüp de hayal ettiği ortamı bulabilirsiniz. Tabi yalnız çekilmeyeceği için yanınızda eşiniz dostunuz veya  aynı kefeye koyabileceğiniz bir Polonyalı olsa daha iyi olur. Polonya’da daha önce bulunanlar “Tatra mı? Bira değil mi o?” demiştir bile, evet orası burası, hani üzerinde şapkalı amcanın olduğu biralar.

Bakın burası çok ilginç, Tatra Milli Parkı Zakopane isimli yerleşim yerinde bulunuyor ve Krakow’a bağlı. Slovakya sınırına çok yakın olan bu yerde Polonya’nın en önemli doğal güzelliklerine şahit olabilirsiniz. Krakow’da yaşayanlar için söylüyorum, kiralayın bir ev, kaçın, derslerinizde daha başarılı olacaksınız. Hani o hep çalıştığınız derslerinizde 🙂

Wawel Kraliyet Kalesi.

Wawel'in karşısındaki Balon'a binerseniz siz de böyle fotograflar çekebilirsiniz. Başka yerde görürsem dava açarım haberiniz olsun :)

Wawel’in karşısındaki Balon’a binerseniz siz de böyle fotograflar çekebilirsiniz. Başka yerde görürsem dava açarım haberiniz olsun 🙂

Wawel’e gitmeyen ben Krakow’a gittim demesin. Eski bir başkent olan Krakow, Polonyalı kralların yaşadığı yer olduğu için kraliyet yapılarını da içinde barındırıyor. 11 ile 17. yüzyıl arasında Polonya’nın yönetildiği bu kale, Wisla nehrinin hemen kenarında yer almakta, içerisinde birçok tarihi simgeyi barındırmakta, gece yürüyüşlerinde, bisiklet turlarında mükemmel bir manzara sağlamakta. Krakow’da St. Florian Gate (Brama Florianska, Florian kapısı) ile başlayıp, ul. grodzka üzerinden Wawel kalesine ulaşabilmektesiniz. Florian kapısı nerede diyenler için Barbakan’ın yanında diyebilirim, eski bir karakol olan Barbakan, ama daha kolay olsun diye şöyle tarif edeyim, Coco gece kulübünü solunuza alıp dümdüz yürürseniz karşınıza çıkıyor. Bu mekânla ilgili unutulmaması gereken 2 şey ise, havanın 15 dereceye çıkmasıyla “yaz geldi” moduna giren Polonyalı’lar bikini ve mayolarıyla kalenin yanındaki eğimle arazilere saçılmakta, şaşırmayın, bir diğeri ise bu kalenin altında bir ejderha heykeli var ağzından alev saçıyor, tam alev çıkardığı anda fotografınızı çekin. Bu alevin çıkmasının belirli bir periodu yok, o yüzden sizi zorlu bir görev bekliyor. Nedir bu ejderha diyenler için daha önceki yazılarımıza göz atmanızı tavsiye ediyorum.

Kazimierz.

İşte Plac Nowy, zapiekanka'nın anavatanı. En güzel hangisi yapıyor biliyorum ama reklam olmasın. E ile başlar, içinde X harfi geçer.

İşte Plac Nowy, zapiekanka’nın anavatanı. En güzel hangisi yapıyor biliyorum ama reklam olmasın. E ile başlar, R ile biter.

Kazimierz bir Yahudi mahallesi. Krakow’da yer alıyor. Önce buraya soydaşlarımız Tatar’lar yerleşmiş. Daha sonra Polonya Kralları’ndan bir tanesi (tabi ki Kazimierz) Yahudiler’i buraya yerleştirmiş. Nazi Almanyası ise büyük bir çoğunluğunu buradan toplamış. Hristiyanlık ve Yahudiliğin içe içe girdiği birçok yapıyı içinde bulunduran bir mahalle olan Kazimierz’de bohem yapıları görüp gezmenizin haricinde mutlaka Plac Nowy denilen meydanda Zapiekanka yemelisiniz. Gece hayatı da iyidir. Zapiekanka’nın değil tabi.

Auschwitz-Birkenau Toplama Kampı.

Çalışmak Özgürleştirir.

Çalışmak Özgürleştirir.

Krakow’dan gına geldiğini biliyorum, bahsettiklerim sadece %10’u, ama sıkılmamanız için bununla bitirip diğer şehirlere geçeceğim. Burası bir Yahudi toplama kampı. Naziler’in tren yoluyla toplu olarak Yahudiler’i getirdikleri yer şuanda müze olarak devam ediyor. Fazla anlatacak birşey yok. Görüşünüz ne olursa olsun, Arbeit macht frei (çalışmak özgürleştirir) yazısı önünde Nazi selamı yapıp gazetelere düşmeyin. Tutuklarlar. 2m 20 cm sarışın Piotr polis abimiz “chodz tutaj!” dediğinde yapacak pek birşeyiniz kalmaz.

Chopin’in Evi.

Chopin'in Evi.

Chopin’in Evi.

Daha önce Chopin’i duymamış, müziklerini dinlememiş arkadaşlar için bu isim ilk defa Varşova’ya bilet alırken karşılarına çıkmakta. Fransızlar’ın sahiplenmeye çalıştığı fakat Polonyalı olan Fryderyk Chopin, nam-ı diğer Chopin Zelazowa Wola’da doğmuştur. Bu evde fazla durmayan Chopin, 7 aylıkken ailesi Varşova’ya taşındığı için Varşova’ya gitmiştir. (biraz saçma bir cümle oldu idare edin). Dünyaya adını altın harflerle yazdırmış bu müzik dehasının evini ziyaret etmeli, onun estetik ve romantik evini görmelisiniz.

Dinleyelim.

Kültür ve Bilim Sarayı.

Pałac Kultury i Nauki

Pałac Kultury i Nauki

Kültür ve Bilim Sarayı denilince anlaşılmasa da, Polonya’ya ayak basanların ilk yaptığı şey bunun resmini çekmektir. Yıllar önce benim de yaptığım gibi. Varşova’nın merkezinde yükselen bu devasa yapı belki çok çekici bir yapı değil fakat arkasındaki hikâye onu çok önemli kılıyor.

1952’de inşasına başlanılıp 1955 de biten bu yapı, Sovyetler’den Stalin tarafından Polonya’ya bir armağandır. 3500 işçinin çalıştığı 16sının kazalarda hayatını kaybettiği bu yapı tamamen Sovyet tasarımıyla yapılmıştır. Moskova Devlet Üniversitesi’ne benzerliği buradan gelmektedir. Fakat yapılırken işin başındaki kişi tüm Polonya’yı gezmiş ve Leh kültüründen de birşeyler katmıştır. Krakow ve Zamosc ‘daki rönesans mimarisi de aynı zamanda kopyalanmıştır. 1967’de Rolling Stones gibi önemli bir müzik grubunun konserinin de gerçekleştiği bu yapı şehrin en önemli simgelerinden biri olup kompleks yapısıyla içerisinde birçok servisi barındırmaktadır.

İlginç bir not; Varşovalı’lar bu binaya Çin’in başkentini lakap olarak vermişlerdir, Pekin. Sebebi ise kısaltmasının PKiN olması. Pałac Kultury i Nauki.

Dluga Caddesi.

ul. Dluga

ul. Dluga

“Nedir yani alt tarafı bir cadde” den çok daha öte, rönesans yapılarıyla birlikte sokağa taşmış cafe ve dükkanlarının harmanlandığı önemli bir buluşma noktası. Gdansk’a uğrayıp bu caddenin atmosferine mutlaka kapılın.

Raclawice Savaşı Panoraması.

Racławice Panorama

Racławice Panorama

Wroclaw ile ilgili daha önce yazmıştım. Aslında burada anlattığım yerlerin bulunduğu şehirler ile ilgili sitede birçok yaz mevcut o yüzden detaylı olarak her şehri anlatmıyorum, zaten anlatıldı. Wroclaw’a geldiğinizde Ruslar Ve Lehler arasında yaşanan bu savaşın panoramik olarak betimlendiği bu yere mutlaka uğrayın. 1794’de Kosciuszko ayaklanması olarak gerçekleşen bu savaşta Lehler’in kesin zaferi ortaya çıkmaktadır. Buradaki esas konu, Leh köylülerin bu savaşta Rus toplarını ele geçirip askerleri bozguna uğratması sonucu, köylülerin bir nevi sınıf atlayıp eşit vatandaş olarak görülmesidir. Kosciuszko abimiz daha sonra Krakow’a gidip orada askeri kamp kurmuştur ve bu başarı Varşova ayaklanmasını da tetiklemiştir.

Białowieża Milli Parkı.

zubrlar.

zubrlar.

En eski çağa dayanan ormanları görmek istiyorsanız, bu milli parka mutlaka uğramalısınız. Bir zamanlar tüm Avrupa’yı kaplayan primaeval ormanlardan son kalan olan bu milli park Belarus sınırında yer almaktadır. Zubr marka biraları içtiyseniz, şişenin üzerindeki Zubr hayvanını burada bol bol görebilir, yürüyüşe çıkabilirsiniz.

Barış Kilisesi.

Barış Kilisesi.

Barış Kilisesi.

Jawor’da yer alan bu Kilise 1648 yılına dayanıyor. Kilisenin özelliği hiçbir şekilde taş ve demir içermemesi. İnşasında sadece ahşap ve doğal malzemeler kullanılmış. Çivi dahi bulamazsınız. Taş da doğal tabi ama taş ve demirin (günümüzün çelik beton donatıları) kullanılmamasının sebebi, Evanjelikler’in yaptırdığı bu kiliseye Lutherler’in ancak bu koşulda yapmaları karşılığında izin vermesi, herhangi bir şekilde kutsal birşeyi anımsatmayacak şekilde yapacaksınız demişler. Hakikaten de hiç kutsal durmuyor 🙂

Dunajec Nehri.

Dunajec Nehri.

Dunajec Nehri.

Rafting yapmayı seviyorsanız ya da sadece sıkılmanıza imkân vermeyecek güzel manzaranın tadını çıkarmak istiyorsanız Dunajec Nehri’ni mutlaka görmeniz gerekmekte. Polonya ile Slovakya arasında bulunan bu nehirde rafting yapabilir, yakınındaki Czorsztyn ve Niedzica kalelerini gezebilirsiniz.

Bieszczady Milli Parkı.

Bieszczady Milli Parkı.

Bieszczady Milli Parkı.

Kamp yapmak ve sonsuz yamaçlarda yürüyüş yapmak sizin işinizse, burası tam size göre. Nefes kesen panoraması, köy evleri ve havasıyla zihinsel olarak rahatlamanızı sağlayacak olan bu milli park, Polonya’nın en güney doğusunda, Slovakya ve Ukrayna sınırı arasında.

Książ Kalesi.

Książ Şatosu

Książ Şatosu

Walbrzych şehrindeki bu 500 yıllık şato Barok tarzdaki mimarisiyle görülmeyi hak eden yerlerden. 13. Yüzyıla dayanan tarihi boyunca hem Almanlar hem de Ruslar tarafından savaşlar dolayısıyla karargah olarak kullanılıp tahrip edilse de, içerisindeki salonlar mimari açıdan şaheserdir.

Jaskinia Niedzwiedzia (Ayı Mağarası).

Jaskinia Niedzwiedzia mağarası.

Jaskinia Niedzwiedzia mağarası.

Kletno’da yer alan bu mağara, Wieliczka’yı gezmeyi sevenler için mükemmel bir yer. Mermer araması sırasında şans eseri bulunan bu mağaranın içerisinde bulunan su yapıları, sarkıtlar, renkli elementler ve buzul çağında yaşamış arslan, ayı, sırtlan, geyik kalıntıları ilginizi çekebilir.

Torun Old Town.

Kopernik'in memleketi Torun. Ne güzel şehirleri var şu Polonya'nın. Ne bir çanak anten, ne bir kola firmasına yaptırılan tabelalar.

Kopernik’in memleketi Torun. Ne güzel şehirleri var şu Polonya’nın. Ne bir çanak anten, ne bir kola firmasına yaptırılan tabelalar.

Aynı Krakow gibi, burası da Torun şehrinin eski şehir bölgesi. Dünya yerine Güneş’in merkezde bulunduğunu ve güneş merkezli evren modelini formülleştiren adam, Kopernik’in memleketi. Kopernik denilen şahıs, öyle sıradan biri olarak söylenemeyecek bir adam. Kopernik’in kilise hukuku üzerine doktorası vardı ve aynı zamanda diplomasız olarak bir doktor, polyglot (çok dil bilen insan), klasik âlim, vali, diplomat ve ekonomide günümüze kadar temel bir kavram olan Miktar Teorisi’ni yazıya döken ve Gresham Yasasının bir versiyonunu Gresham’dan önce 1519 yılında formülleştiren bir ekonomistti. Sırf Kopernik hatrına Torun ziyaret edilmeli diye düşünüyorum. Siz ne diyorsunuz ?

Güney Rıhtımı.

Molo Południowe

Molo Południowe

Molo Południowe der Lehler, Gdynia’da yer alır. Şehir merkezine geldiğinizde 10-go lutego sokağına girin, sizi nasıl da alıp direkt denize çıkardığını göreceksiniz. Gdynia’nın en bilinen sembolüdür. Heyecan verici müze gemileri, lezzetli Leh yemekleri, canlı gece hayatı, muhteşem akvaryumu ve marinası hepsi bu yerde.

Varşova Ayaklanması Müzesi

Varşova Ayaklanması Müzesi.

Varşova Ayaklanması Müzesi.

Lehler’in Naziler’e karşı çıkardığı ayaklanmanın tarihsel biçimde sergilendiği müzeyi tarihe ilgi duyuyorsanız ziyaret etmenizi öneririm. Savaş zamanında savaşın dışında kalan ama bir taraftan da dokusunu oluşturan aşk mektuplarını, resimlerini, savaş fotograflarını ve videolarını savaşta kullanılan silahları görmek isteyenler için güzel bir yer. Krakow’daki Schindler’in müzesine benziyor (Schindler’s List filmini izleyiniz).

Mazurik Göl Bölgesi.

Bazı şeyler canınızı mı sıkıyor ? Yapmanız gereken bu.

Bazı şeyler canınızı mı sıkıyor ? Yapmanız gereken bu.

Buzul çağında şekillenen göllerin bulunduğu bu bölgede doğal hiyerarşinin içinde kendinizi karadan bir süreliğine koparmak, zihinsel olarak rahatlamak, sessizliğin içinde suyun ve rüzgarın gücünü hissetmek size iyi gelecek.

Lazienki Parkı.

Lazienki park.

Lazienki park.

Ülkenin başkentinde Chopin resitallerini dinleyerek tavus kuşlarını seyredebileceğiniz, yeşilin her tonunun içerisinde güvercinlere yem atabileceğiniz, havalar güzelse içerisindeki göllerde kürek çekebileceğiniz, 74 hektarlık şehrin ortasında bir mücevher.

Malbork Kalesi.

Malbork kalesi.

Malbork kalesi.

Dünyadaki yüzey alanı en büyük olan kale. Teton şovalyeleri tarafından yapılan ortaçağ dönemi bu kale, Polonya, Prusya ve Almanya izlerini taşıyan, dünyanın en büyük tuğladan yapılma kalesidir. Tabi ki Leh krallarının da bir süre yaşadığı bu kaleyi ziyaret ederseniz, o zamanlar gücün ve kuvvetin kimde olduğunu, aynı odalar içinde arkadaşların nasıl eğlendirildiğini ama düşmanların da nasıl zehirlendiğini görebilirsiniz.

 

Evet, Polonya bunlarla bitmez, bunlar benim favorilerim. Her biri her şehrin sadece %10’u. Gerisini gezmek, bize anlatmak sizden. Bazen rastgele bir otobüse binin, ya da bir araba kiralayın ve rastgele yerlere gidin. Hep aynı barlar, aynı diskolar (evet onlar hâlâ disko diyor biz çoktan club seviyesine geldik), aynı restorantlar nereye kadar ?

Okuyana teşekkürler.

Do zobaczenia!

JestemTurkiem

Yorum yapın

Yorum