17 Eki 2017

Polonya’da İlk Gün

Uçaktan indiniz ve ne yapacağınızı bilmiyor musunuz?

İlk yapmanız gerekenler hakkında fikriniz yok mu?

Polonya’ya ilk gidişim benim için inanılmaz heyecanlı olmuştu. Hayatımda ilk defa yurt dışına çıkıyordum. Havalimanı prosedürlerini bile bilmiyordum. Kafamda onlarca soru işaretiyle meçhule yolculuğum başladı. İnsan işin içine girince her şeyin üstesinden gelme kabiliyetine erişiyor. Mücadele ede ede, yanlış yapa yapa doğruya ulaşıyor. Hiç bilmediği şeyleri öğreniyor, mecbur kalıyor.

17:30 uçağımız İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan kalktı ve iki buçuk saatlik bir uçuşun ardından Varşova’ya indi. İki arkadaşımla birlikte oracıkta kala kaldık. Birbirimizin suratına bakarak on dakika geçirdik. Gideceğimiz şehir Olsztyn’dı ve daha önce oraya giden arkadaşlarımızdan öğrendiklerimize göre otobüs Varşova şehir merkezindeki Palac Kultury adlı binanın önünden kalkıyordu. Hemen bir taksi tuttuk ve Palac Kultury’ye ulaşmak için yola çıktık. Ben taksiciye sürekli biraz daha hızlı diye uyarılarda bulunuyordum. Bu sürede etrafımı gözlemekten de kendimi alamadım. Doğal olarak çok farklı bir kültürün içerisindeydik ve insanlarından yaşayışlarına, yollarından evlerine kadar her şey hemen göze çarpıyordu. Bu da beni çok heyecanlardı çünkü kendi yaşadığınız kutunun dışına çıkıp yeni bir kutuya girmek her zaman insana büyük tecrübeler kazandırır. Aynı zamanda kendi yaşadığını kutuyu dışarıdan izleme fırsatı verir.

O gün şanslıydık çünkü Olsztyn otobüsünü yakaladık ve üç saatlik yolculuğun ardından mentörlerimiz bizi karşılayarak kalacağız yurtlara yerleştirdiler. İşin stresli kısmını atlatmış oldum. Ertesi gün yine kafamızda onlarca soru ile bize şehri gezdirdiler. Aklımızdaki ilk çözmek istediğimiz sorun yemekti. Polonya inanılmaz domuz tüketilen bir yer. Et reyonlarının yüzde doksanı domuz geri kalan yüzde onluk bölümü dana eti ve tavuk. İlk işimiz tavuk ve dana etinin Lehçe anlamlarını öğrenmek oldu. Bu işimize çok yaradı. Ardından yemek yiyilebilecek restoranları öğrendik. Buralarda benim en çok sevdiğim yerler kebapçılardı. Türkiye’deki gibi döner etten yapılıyordu ama ekmek bizimkilere göre inanılmaz değişikti ve içinde onlarca sos ve salata barındırıyordu. Yani ilk gittiğinizde hiç bir şey bilmiyorsanız bile bir kebapçıya girip çok rahat karnınızı doyurabilirsiniz. Polonya’yanın her yerinde, otogarlarında, şehir merkezlerinde mutlaka bulabilirsiniz hiç şüpheniz olmasun. Yemek olayından sonra şehrin “Stare Miasto” denilen antik kısmını gezdik ve bir anda yaşantının içine giriverdik. Türkiye’deki gibi bir karmaşa ve koşuşturma yoktu, insanlar birbirinden bağımsız, değişik saç renkli insanlar, normal tipler, yaşlı olanlar, gençler ve niceleri. Kimse kimseye bakmadan, tipine aldırış etmeden geçip gidiyor. Kimse kimsenin umrunda değil. Yollar tertemiz ve düzenli. Binalar koyu kahverengi tuğlalarla yapılmış ve insana filmlerde izlediğimiz soğuk, karanlık komunist Rusya havasını hissetiriyor. Ne bileyim o evleri görünce benim aklıma ilk bunlar geldi. En çok merak ettiğimde ev yaşantıları ve evlerinin içiydi. İlk günün heyecanıyla onlarca fotoğraf çektirip, arkadaşlarımıza ve ailelerimize yollamayı kendimize görev edinmiştik.

Yolda soru sormak için çevirdiğimiz insanların çoğu bize İngilizce cevap verdi. Bu yüzden Polonya hiç sıkıntı çekmeyeceğiniz bir yer. Genç nesil yaz tatillerinde sürekli yurtdışına çalışmaya gittiği için İngilizce’yi iyi şekilde konuşabiliyor. Bir tek yaşlılardan cevap alamayabilirsiniz. Bu yönden çoğu zaman sıkıntı çekmeden işlerini halledebilirsiniz.

İlk kez bilmediğiniz bir yere düşüyorsanız, benim sizlere tavsiyem her zaman şehir merkezine yönelmeniz. Çünkü şehir merkezinde kalacak yerden tutunda, yiyecek yemeğine kadar her şeyi çok rahat halledebilirsiniz. Kulağınıza küpe olsun hayat her zaman merkezdedir…

Yorum yapın

Yorum

Bir Cevap Yazın