17 Eki 2017

Kraków’dan Kısa Kısa

 Krakow’u tanıyalım mı ?

Merhaba, dikkatinizi çektiğime göre, artık yazmaya başlayabilirim 🙂

Polonya’da yeme-içme, Polonya mutfak kültürü üzerine elimden geldiğince birşeyler paylaşmıştım, eğer yeteri kadar uslu bir çocuksanız, ilk yazdığım yazıyı görebilirsiniz. Araya giren Çin seyahati neticesiyle 1 ay kadar ortalarda gözükemedim. Şimdi, yazının sizler tarafından sevileceğini umuyor yine elimden geldiğince birşeyler yazmaya çalışmak için bilgisayarın karşısına geçiyorum.

İlk yazımda, Polonya’ya olan sevgimin nasıl delilik derecesine geldiğini tahmin ediyorum kolaylıkla farketmişsinizdir, bu sevginin bir numaralı kaynağı tartışmasız Kraków’dur, o kadar ki, bu güzel şehri abartmak olmasın ama Kraków’un yerlilerinden bile iyi bildiğimi iddia ediyorum. Çünkü onlar hayatın keşmekeşi içerisinde yaşarlarken ben her bir köşesini adım adım, saatlerce, günlerce bıkmadan usanmadan, ayakta duramayacak hâle gelinceye kadar gezdim, telefondan tuttuğum kayıtlara bakıyorum da, her gün 10 km civarı yürümüşüm.

Kraków kendine has bir dokuyu barındırır. Binaları, insanları, yemekleri, içecekleri-içkileri, yaşam tarzı, havası, suyu, dağı, taşı, bayırı kendini hemen farkettirir. Bu şehir ile ile diğer Polonya şehirlerini karşılaştırmanız ona yapılan en büyük haksızlık olur (en büyük Kraków başka büyük yok). Burada akıp giden zaman bile başkadır. Eğer yolunuz Polonya’ya düştüyse, mutlaka burada 1 hafta kadar yaşayın ve farkı görün.

İyi de, neden Kraków bu kadar övgüye layık ? Nereden geliyor bu işin sırrı ? diyenleri duyar gibiyim. Öncelikle, “çok okuyan mı bilir çok gezen mi”, sözünü hatırlayın, bu sözün cevabı çok gezendir, çok okuyan diyen yalan söyler, o yüzden mümkün olduğunca gezin, ben burada ansiklopedi yazsam kâr etmez, ama bir iki kelâm etmeden de geçmek bize yakışmaz.

Az önce bahsettiğim gibi, bu güzel şehrin bir kere yapısal durumunu görmeyedurun hemen „vay arkadaş adam haklıymış” diyeceksiniz, şatafatdan uzak, dingin, aslını kaybetmemiş orijinal yapıları sizi hemen bu atmosfere sokacaktır. Şehrin en merkezi, en turistik yerindeki yapıların orijinalliği neyse, şehre en uzak, yeni yapılaşmaların da orijinalliği aynı derecedir. Birbirine çok benzeyen binaları size buradaki yapılaşmanın tamamen insan odaklı olduğunu, insanların ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olduğunu gözler önüne serecektir. Yani bizim canım ülkemiz Türkiye’deki gibi „önce bir ruhsatı alalım da sonra kafamıza göre orasına burasına çıkma yaparız, tüm mahallenin evleri de farklı olur” anlayışı burada çok çok uzaktadır. Ama tabi ki ülkemizi ve insanlarını çok seviyoruz, bu da bizim tarzımız. İnsana değer verildiğini gözünüze gözünüze sokan yolları, rahat trafiği, kurallara uyan insanları, stres atmak için gittiğiniz küçük ya da büyük türüne göre değişen tüm mekânlarıyla (bar,pub,cafe,restoran,kulüp) burada sizi yaşlandıran, yıpratan tüm etkilerden kurtulmanız işten bile değil.

Gelelim bu mekânlara, yani yeme-içme yerlerinden tutun da öylece dinlenmek isteyeceğiniz mekânlara, kısacası Kraków’da gezip-görülecek yerlere.

 

Şehrin Tarihi ve Kısa Genel Bilgi

Tarihi çok seven biri olarak, bu kısma sayfalarca yazabilirim ama herkesin tarihe olan sevgisi farklı olacağından kısa keseceğim.

Öncelikle, Polonyalılar (veya Polaklar, belki de Lehler) kendi şehirlerine “Kırakuf” derler, yani çok fazla Kırakovv dememek lazım.  Kraków, Polonya’nın en büyük ikinci şehridir. Doğal olarak da en eski şehirlerinden biridir.  Hatta Polonya’nın kendi içerisinde ayrılan birçok döneminde de başkentlik görevini üstlenmiştir. Varşova dünkü çocuktur. Bu güzel şehir, biz Türkler’in “Vistül” dediği, ama orijinalinde Wisła (Visuva) Nehri’nin yanı başında kurulmuş, kraliyet hanedanının ikâmet ettiği asil bir şehirdir. Gerek kurulan üniversiteleri (Jagiellonian üni. Avrupa’nın en eski 2. üniversitesidir, geçen sene 650. yılı idi), gerek de kraliyet merkezi olması, onu ticarette de ön plana çıkarmış ve çok civcivli bir şehir yapmıştır. Ticaret deyince,  Kraków’da ana meydanın (Rynek Główny) tam ortasında Sukiennice (Sukiennitse) ismi verilen bir kumaş, elbise pazarı bulunmaktadır, günümüzde her ne kadar süs eşyaları, amber (kehribar) mücevheratları satılan turistik bir yer olsa da, Avrupa’nın en eski pazarlarından birisidir. Polonya’nın Amberleri (Kehribarları) meşhurdur, anneye, manitaya güzel şeyler alınabilir, aklınızda bulunsun. Kızlar siz de kendinize alırsınız çok isterseniz.

Kraków, Nazi Almanyası döneminde, SS’ler tarafından Varşova gibi fazla yıkıma uğramamıştır. Yani gittiğiniz, gördüğünüz zaman binalarda kurşun, top, gülle izine falan pek rastlamazsınız. Bu konuda Adolf Hitler’in  Kraków’a ayrı bir sevgi duyduğu ve bu yüzden hassas davrandığı söylenmektedir.   Kraków’u SS hükümeti’nin başkenti yaptıkları kayıtlarda mevcuttur. Fakat,  Kraków’a yakın mesafede bulunan Auschwitz kampı, dönemin Yahudileri’nin kitle imhasında kullanılmış bir kamptır ve filmlere konu olan birçok olay orada yaşanmıştır.  Zaten  Kraków’a giden buraya da gidiyor, gitmeyeni dövüyorlar.

Kraków’un değerini anlayan dünya, yakın geçmişte ardı arına patlatıyor ödülleri, övgüleri. Herşey 1978’de başlıyor. Papa, John Paul 2, tam 455 yıl sonra ilk İtalyan ol-ma-yan papa olunca, bir de üstüne ilk Slav papa olunca ortalık şenleniyor. Bugün bir zamanlar çocuk olanlarımız (ne biçim cümle oldu böyle) Papa deyince bu adamı hatırlayacaklardır. Yani bizim için papa odur, başka papa da pek bilmeyiz zaten. Aynı yıl, UNESCO, şehrin old town dediğimiz kalbini kültür mirası listesine almıştır. GaWC diye bir oluşumu kuran abiler (Globalization and World Cities Research Network)  Kraków’u global şehir sınıfına almışlardır.

Gotik, Rönesans ve Barok dönemi yansıtan yapılarıyla, Wawel kalesiyle, Jagiellonian üniversitesiyle (Politechnika’nın yeri kalbimizde ayrı), Sukiennice’siyle, Wisła Nehriyle, kiliseleriyle, cafeleriyle, barlarıyla, restorantlarıyla, kulüpleriyle, insanlarıyla ne güzel şehirsin sen  Kraków.

 

Tarihi ve Kültürel Yerler

Baştan söyleyelim, her yer tarih, her yer kültür. O kadar yazdın, ama şunu yazmamışın diyeceksiniz, haklısınız ama hangi birini yazalım? Zaten hepsini paket program olarak vermektense, sizin gezerek keşfettiğiniz zaman ki yaşayacağınız mutluluk daha önemli. Burada en turistik olanlarından, bir çırpıda geçip gidilebilecek olan mekânlardan emareler göreceksiniz. Gelin birkaç tanesinden bahsedelim.

– Kościół Wniebowzięcia Najświętszej Maryi Panny (Kościół Mariacki))

N’oldu ? Bir durgunluk oldu gibi ? 🙂

Kısaca Meryem Kilisesi diyelim de kimse söyleceğim diye dilini boğazına kaçırmasın.

St. Mary Kilisesi

Şehrin tam göbeğinde bulunan bu yapıyla ilgili önce size milyonlarca efsaneden birini anlatayım, diğerlerini de siz anlatırsınız. Şimdi iki tane kulesi var bu yapının. Dikkat ederseniz, soldaki daha bir enteresan, daha bir değişik. Diyorlar ki, bu kuleleri yapan 2 mühendis varmış, bunlar da kardeşlermiş, biri diğerinden daha güzel olunca, diğeri bu duruma çok üzülmüş ve ne yapmış, kardeşini öldürmüş. Büyük ihtimal ölen kardeşin yaptığı soldaki. Son dakikada bir işler çevirmiş, ödeneği daha fazla almış olacak ki kat çıkmış.

1347 yılında tamamlanan bu kilise, şehrin sembolü olmaktadır. Kilisenin içerisini girip gezdiğinizde ne kadar devasa olduğunu çok rahat göreceksiniz. Ayrıca içerideki Hristiyan inancını yansıtan betimlemeler, freskler, resimler gerçekten taktir edilesidir. İçeride bir de “ay-yıldız” bulunmaktadır. Bizimle olan ilişkisini ben araştıramadım, siz araştırın. Bizimle olan bir başka ilgisini size şöyle anlatayım, bu kilisenin soldaki (gıcık kardeşin yaptığı) kuleden her saat başı ve her yarım saatte bir (buçuklar ve tamlar) trompet çalınmaktadır. Çalınan trompetin melodisi de bir yerlerde şaak diye kesilmektedir. Bunun sebebi, bizim Tatar Türkleri’nin buralara geldiklerinde (savaş zamanı tabi olur o kadar) trompetle haber veren adamı ok atarak aşağı indirmeleridir. Bu yüzden, onu hatırlatmak amacıyla melodi yarıda kesilmektedir.

Bu kilise ana meydanda olduğu için birçok restorant ve kafeye ev sahipliği yapar. Restoranların hepsi güzel, hepsi lezzetlidir. Hiç düşünmeden bir gün ona öbür gün başkasına gidin.

 

Sukiennice (bunun adı kolay), Kumaş Pazarı

Krakow_rynek_02

Daha önce bahsedildiği üzere, şuan o eski kumaş pazarı hâli pek yok. Nerede o eski Sukiennice’ler azizim ? Yine daha önce bahsedildiği gibi, hediyelik, turistik eşyalar, amber(kehribar) taşlarından yapılma mücevherler satılmaktadır. Güzel hoş kafeler bulunmakta iki tarafında. Benim gibi Kraków’u karış karış gezenlerin de her gün mutlaka içinden bir kere geçtiği bir mekândır. Resim, trompetin çalındığı kiliseden çekilmiştir. Ayrıca Avrupa’nın en büyük meydanlarından biri olan (40000m2) ana meydanın da bir kısmını görmektesiniz.

 

-Brama Floriańska , St. Florian’s Gate, St. Florian Kapısı

Brama_florianska

Güzel Kraków’un surlarının başladığı noktadır, bir kapıdır, gotik mimari ağır basan bir kuledir diyebiliriz, ve Türk saldırılarını engellemek için 14. yy’da inşa edilmiştir. Herşeyi de Türkler’e bağladın diyen arkadaşlar için ufak bir hatırlatma yapalım, wikipedia’nın ingilizce sayfasına bakarsanız, Turkish attack ibaresini kolaylıkla görürsünüz. Ayrıca bu kapıdan başlayan yol (Florianska St., Grodzka St., ) Wawel Kalesi’ne kadar kraliyet yolu olarak adlandırılmaktadır, Leh kralları bu yolu kullanmışlardır. Günümüzde ise zil zurna sarhoş olan Erasmus öğrencilerinin Mc Donald’dan birşeyler atıştırıp yurtlarına giden otobüs durağını (basztowa durağı) bulmaları için kullandıkları yoldur. (Ben değil bir arkadaşım ekolü)

 

Barbakan

Barbakan

Az önce bahsettiğimiz, şehir surlarının başladığı kapının hemen yanında yer alan bu yapı, hem bir karakol, hem de bir arsenal (demir dövme mekânı) görevini üstlenmektedir. Eskiden türlü tehlikelere karşı, küçük pencerelerden Leh askerleri ok atarken, içeride zırh, kılıç v.s. için demirlerin dövüldüğü bir atölye olma özelliği vardır. Günümüzde yine Erasmus öğrencilerinin otobüs durağını bulmada kullandığı belli başlı yer işaretlerinden biridir. Önünden hem otobüs hem tramway geçer.

 

Ul. Floriańska, Florianska Street, Florian Yolu

Florianska

 

Günümüzde turizm acentaları, cafeler, hediyelik eşya dükkanları, Mc Donalds (bakın burası çok ilginç), Estonya konsolosluğu, iç çamaşırı dükkanları, kuyumcular ve çeşitli hostelleri barındıran bu yol, Barbakan ve Florian kapısının hizasından başlar, ana meydana doğru uzanır, Meryem kilisesini şöyle bir kucaklar, ana meydanı geçip Grodzka yoluna ve oradan da Wawel kalesine uğrar. Hiç yürümediysem 10 000 kere yürüdüğüm bir yoldur. Önemlidir. Gezilir, fotograf çekilir, ara yollarına sapılarak kaybolunur, mutlu olunur.

 

– Ul. Grodzka, Grodzka Street, Grodzka Yolu

grodzka

Ah anılar, canım anılar, akıllardan hiç silinmeyecek anılar dedikten sonra, size Grodzka yolunu anlatayım, bu yol, az önce yazdığım üzere, Florian yolunun devamıdır, araya büyük meydan girdikten sonra bu yol vasıtasıyla Wisła Nehri’ne doğru iner, Wawel kalesini görebilirsiniz. Bu yolda “zapraszam, maybe a ride?” diyen faytoncuları görmeniz çok olasıdır, turistleri kraliyet yolunda gezdiren faytonlar vızır vızır çalışmaktadır. Atlara da dikkatinizi çekeyim, Türkiye’de bu kadar uzun boylu at var mı bilmiyorum, kendileri gibi uzunlar, artık biradan mı zapiekankadan mı pierogiden mi neden bilmem. Bunlar ne mi dediniz ? Sizi önceki yazıma davet ediyorum. Oralarda bir yerlerde, bulursunuz. Bu yol da sağlı sollu cafelere, dükkanlara, hostellere ev sahipliği yapar. Bu yolun tam başlangıcında, yani ana meydandan çıkar çıkmaz solda bir cafe olacak. Adı Cafe Zakątek, bir bisiklet kiralama yerinin hemen yanında. Orada sıcak biradan tutun, Romlu çaya, çok güzel bir atmosferde sevdiklerinizle vakit geçirebilirsiniz. Pek sevmediğim ergen işi BaniaLuka gibi yerlerden farklıdır, kalite vardır. Ah be, bak yine duygulandım şimdi, dedim ya anılar diye. Neyse, duyguları bir kenera bırakacak olursak, bu caddede COCOMU diye adlandırılan çok önemli bir MÜESSESE vardır. Akşam saat 5 gibi caddede pembe şemsiyeli hanımları görürsünüz, “dobry wieczor, zapraszaaaam, maybe strip club tonight?” diye size yaklaşacaklardır. Dikkatli olmakta yarar var. Şimdi ” ben değil bi arkadaşım ” oraya gitmiş, dediğine göre içerdeki insanlar pek öyle iyi değilmiş, yani sizin kendi arkadaşlarınız ya da sokakta meydanda görebileceğiniz Polonyalılar daha güzellermiş. Evet bu bilgiyi vermeden de olmazdı , çok detaya inmedim, buralar karışmasın. Devam edelim.

 

– Ul. Szewska

 

Szewska


Ana meydanı dik kesen sokaklardan birisidir. Arap kebapçıların ve Mc Donald’s ‘ın öne çıktığı, onun haricinde de irili ufaklı restorantların olduğu bir sokaktır.
Bir de şu var, Gorączka, Frantic, B4, Four, Diva, Pijalnia wodki i Piwa. Bunlar en meşhur “night clublar” Arkadaşlar da Slav ırka mensup.

Yani kısacası beyler, bi ara biz bi şey yapalım beraber konuşalım.

 

– Wisła Nehri

Vistül

 

Yine bir çok anılara, güzel eğlenceli günleri ev sahipliği yapmış bu nehir, Polonya’nın en büyük nehridir. Günün her saati bir eğlenceye şahit olabileceğiniz bu nehrin kenarında bisiklet sürmek, koşmak, yürümek, (Polonya’da sokakta içki içmek yasak ondan yazmadım), teknelerde birşeyler yemek, ya da hiç olmazsa 15 gün süren Polonya yazında çimlerde güneşlenmek gibisi yoktur. Bu nehri takip ettiğinizde çeşitli alışveriş merkezlerine ulaşabilir, insanlarla tanışabilir, üzerindeki birçok köprü sayesinde şehrin diğer yakasına uğrayabilir, Kaziemierz adı verilen Yahudi mahallesine gidebilir, gününüzü çok güzel değerlendirebilirsiniz. Hergün gitseniz sıkılmayacağınız bir mekândır. Hemen yanında Wawel Kalesi bulunur.

 

– Wawel Kalesi

Wawel

Gel de şu resme bakıp duygulanma. Muhteşem 3. ultra mükemmel Casimir abimizin 1333-1370 yılları arasındaki hükumdarlığı sürecinde inşa ettirdiği bu kale, Kraków güzelliğine güzellik katmaktan öte, bir sanat müzesi olarak görev yapmaktadır. Tablolar, boyamalar, kumaşlar, heykeller ve en önemlisi içerisinde Avrupa’nın en büyük OSMANLI ÇADIRI koleksiyonu bulunmaktadır. Birçok kez yanmış, işgale uğramış, yağmalanmış olsa da muhakkak görmeniz gereken şahane bir yapıdır. Bahçesinde oturun, içine girmeniz şart değil, Polonyalılar paraya pek düşkün değillerdir, çoğu bölümünü biletsiz bedava gezebilirsiniz, öyle her halta bilmem kaç euro diyen avrupalılardan biraz farklıdırlar. Şimdi burada can alıcı bir nokta var, bu kaleye çok yakın bir restorant var, baya da eski, adı POD WAWELEM. Pod bunlarda birşeyin altı demek, her yerde görürsünüz. Bizdeki ÇINARALTI KIRAATHANESİ gibi. Pod Wawelem, yani Wawel’in altı gibi çevirebilirsiniz, neyse, bu mekân, aşırı büyük ve fazla öğünleriyle meşhurdur. Girişinde tartı vardır, yemeden önce ve yedikten sonra tartılabilesiniz diye. Tuvaletlerinde kusmanız için özel ayrılan bölümü, erkekler için konuşursak (ben erkeğim de ordan biliyorum) içtiğiniz içkiye göre kullanabileceğiniz (işin esprisi tabi) pisuarlar bulunmakta. Belki kadın tarafında da vardır, gitmedim hiç. Bu kadar çok yemek sunan bir yerin fiyatları da gayet uygundur, tek dikkat etmeniz gereken nokta önceden bir rezervasyon yaptırın ve bir zahmet parmak arası terlik şort tshirt değil de hiç olmazsa kot pantolon, temiz bir ayakkabı tshirt üçlüsüyle gitmeniz. Ha ben frak giyeceğim, smokinsiz tuvalete bile gitmem diyorsanız o ayrı. İçerde keman çalan hoş Polonyalı kadınlar falan var ondan diyorum. Giderken de yolluk olarak vodka veriyorlar. Sırf onu içmeye gidilir.

– Kazimierz (Yahudi Mahallesi)

plac nowy

Burası ayrı bir ilçe gibi. Wawel kalesinden bahsederken, çok sağlam, çok haşmetli bir abimiz var demiştim (başka birşey diyecektim ya neyse) Casimir abimiz. Kendisi buraya adını vermiş. Bu bölge önce hristiyanlaştırılmış, daha sonra meryem kilisesindeki trompetciyi ok atarak aşağı indiren akrabalarımız tatarlar da gelmiş, sonra bunlar birbiriyle karışmış, üstüne yahudiler de gelince ortaya bir cümbüş çıkmış, fakat her zaman olduğu gibi yahudiler ağır basmış, onlara ticaret v.s. dokunulmazlık ve serbesite verilince burası yahudi mahallesi olarak anılmaya başlamış. Kendilerine çok bir düşkünlüğüm yoktur ama bu kazimierz’de bir mekân var, adı PLAC NOWY (yeni meydan), burada Polonya’nın en meşhur yemeklerinden ZAPIEKANKA bulunmakta. Zapiekanka nedir derseniz, önceki yazımdan bakabilirsiniz, detaylıca anlatıldı. Yine bu meydanda, vodkanın su gibi aktığı, yine daha önceki yazımda bahsettiğim gibi Türkiye’ye gelince “yhaa qanq bunlar bira mı yhaa” dedirtecek her türlü aromanın içinde dans edebildiği kaliteli biraların olduğu mekânları göreceksiniz.

 

Saygıdeğer Polonyalılar, Yarı Polonyalılar. Sizlere elimden geldiğince “EN BİLİNEN”, “EN BABA” yerleri anlatmaya çalıştım, bunların haricinde daha neler neler var, tek tek yazmaya kalksam burada aylarca oturmam gerekebilir, aklımıza geldikçe yazıyoruz üç beş birşey, o da bu güzel ülkeye yeni gelen, gelecek olan arkadaşlar için. Moundları, Ul. Kanonicza’yı, Jubilat’ı, Nowa Huta’yı, Zakopane’yi, Podgórze’yi keşfetmek de sizden olsun.

Selamlar.

JestemTurkiem

 

Yorum yapın

Yorum

Bir Cevap Yazın