17 Eki 2017

Karakol Macerası

         Polonya’da herhangi bir bürokratik iş haricinde hiç karakola gittiniz mi?

O gece sınavlardan biraz nefes alıp kafamızı dinlemek için vakit bulduğumuz bir zamandı. Zülküf Abi’nin kafesine gidip Türk çayı içtik ve derin bir sohbete kendimizi teslim ettik. Yine ülkeyi kurtardık, yine siyaset yaptık. Birde Zülküf Abi bize pasta ikram edince muhabbete doyum olmaz oldu.

Zülküf Abi beni çok severdi, bende onu çok severdim. Polonya’da bulunduğum süreçte maddi ve manevi olarak benim hep yanımda olmuştur kendisi. Diyalogumuz abi kardeşten farksızdı. O yüzden her yanından ayrılırken bana kimseye karışma der, eve gidince de mesaj atın diye eklerdi. Ancak o gün o sihirli koruyucu “Kimseye karışmayın!” sözünü söylemedi.

Ahmet, Özay ve ben Zülküf Abi’nin kafesinden çıktık ilerliyorduk. Saat bire yakındı. Sokaklar ıssız ve karanlık, yer yer sarhoşlarla doluydu. İlk karanlığı atlattık. Aydınlığa çıktığımızda içki ve sigara satan bir dükkânın önünden geçerken, iki tane sarhoş bize doğru küfür etmeye başladı. Gece gece hiç belaya bulaşmak derdimiz değildi. Duymamazlıktan geldik ve yolumuza devam ettik. Lehçe bütün küfürleri bildiğimiz için arkamızdan ettikleri ağza dahi alınmayacak o küfürleri çok rahat anlayabiliyorduk. Yine de ses çıkarmadan devam ettik. Ancak onlar ses çıkarmamamızdan cesaret almış olacaklar ki arkamızdan gelmeye başladılar ve sonunda önümüzü kestiler. Özay’a ve Ahmet’e dikkatli olmaları konusunda uyarıda bulundum. Adamlar karşımıza geçmiş sürekli küfür ediyorlar ve para istiyorlardı. İş ciddiye binmeye başlamıştı fakat ben konu uzamasın diye özür dileriz, sizin önünüzden geçmemeliydik, tamam haklısınız deyip olayı kapatmaya çalışıyordum. Belaya bulaşmama istediğimiz ve iyi niyetimiz ne yazık ki onlar tarafından korkaklık olarak anlaşılmış. Yanımda Özay ve onun yanında Ahmet vardı. Karşımızda dikilen iki serseriden biri Ahmet’e daha yakın duruyordu. Ben mesafemi korumaya özen gösteriyordum. Elimde üç kiloluk içi dolu kargo kutumla olacaklara karşı hazırlanmaya başlamıştım. Derken korktuğum oldu ve Ahmet’e yakın olan ayyaş bir anda tokadı patlatıverdi. Çok sert vurdu ve gerçekten içim acıdı. Ahmet dediğim kişide gariban adamdır, etliye sütlüye dokunmaz, sessiz sakin bir arkadaştır. Kavgayla dövüşle hiç işi olmaz. Öyle bir tokat yiyince çocuk şaşırdı kaldı ve gerçekten şoka girdi. Kimseye zararı olmayan bu çocuğa vurunca benim nevrim döndü. Artık kaçınılmaz son gelip çatmıştı. Kendilerine illa sopa attıracaklardı. Elimdeki üç kiloluk kargo kutusunu tamda Ahmet’e vuran çocuğun kafasına indirip yere seriverdim. Onlarda böyle bir şey beklemiyordu. Çocuk yerde kıvranırken diğerine de bir tane patlattım ve o da yere yıkıldı. Kargo paketim ve iki sarhoş yerde yatıyorlardı. Bakın kavga yapmak istemiyoruz, başımızdan gidin dedim. Israrla para vereceksin diye sayıklıyordu yerden doğrulmaya çalışırken. Hemen Ahmet’in yanına gittim. Ahmet kargo kutumu al ve hemen git yurtta buluşuruz dedim. Ahmet şoka girmişti. Yüzüme boş boş bakıyordu. Omuzlarından tuttum ve sarstım. Baktım olmuyor Ahmet’e sağlam bir tokatta ben patlattım. İşte o zaman kendine geldi. Al şu kutuyu ve git buradan Ahmet bize ayak bağı oluyorsun deyip göndermeye çalışıyorum ama Ahmet sizi yalnız bırakamam diyordu. Helal olsunda bize ayak bağı olmaktan başka işe yaramıyordu. Neyse sarhoşlar kalktı ve tekrar saldırıya geçtiler. Ancak işin sıkıntılı tarafı bana saldırıyorlardı. Zülküf Abi’ye küfür ettim sinirimden. Kimseye karışmayın yeğenim deseydi bunlar başımıza gelmeyecekti.

Adamlar sarhoş oldukları için muhtemelen beni iki kişi olarak görüyorlardı. Biri gerçek ben, diğeri hayal ben… Tabi o zaman beni denk getirmesi %50 şansa kalıyordu. Ancak iki kişi oldukları için yüzdelerini arttırmışlardı. Bana karşı büyük bir taarruz başlatmışlardı. Bir kez daha ikisini de savurdum. Yalnız işte bir gariplik vardı. Biz üç kişiydik ve adamlar iki kişiydi. Nedense ben tek başıma kavga ediyordum. İkiye bir olduğu için darbe almaya da başladım. Hadi Ahmet şokta, ya Özay denen hıyar ne yapıyor diyeceksiniz? Abi adam kenarda izliyor. Gücüme giden bu arkadaşın sözde boksör olmasıydı. Daha doğrusu o hep öyle anlatıyordu. Özay sadece “heytttttt, gidin bak, bende vururum” gibi sözlerle bağırsa da yine de hiç bir şey yapmıyor ve kenardan Ahmet ile beni izliyorlardı. Adamlara ne kadar vursam da yoğun alkol ve uyuşturucunun etkisiyle hiç bir şey hissetmiyorlar, sinirlenip sinirlenip üzerime saldırıyorlardı. Bu kısır döngü sürerken Özay’a;

—Abi zahmet olmazsa gel bir yardım et, bir iki yumrukta sen at, şu işi bitirip gidelim dedim alaycı bir dille.

—Yok, abi ben boksörüm, vurursam ölürler, o yüzden vurmuyorum, diye cevap verdi adam. Güler misin ağlar mısın yoksa bir şey yapıp sabaha mı bırakırsın diye bir söz vardır Türkçe’de, heh işte tam onun karşılığıydı. Adam bana vurursam ölür o yüzden vurmuyorum dedi ya la.

Kendimi kamera şakasında hissettim bir an. Ben Ahmet’e vurdukları için kavgaya girmiştim. Ama olay bana döndü ve herifler bana taktı, sürekli bana saldırıyorlar. İyice sinirlendim. Cinnete bağladım. Siz Mc Donalds’a gidin ben geliyorum dedim. Adamlar bildiğin gittiler. Daha da sinirlendim. İki sarhoşa bir girersin, Allah ne verdiyse! Yerde kafasına falan tekme atacaktım, dur dedim kendi kendime ne yapıyorsun sakin ol. Bir ara ikiside yerde kıvranıyordu. Tamam, bu iş bitti dedim ve Mc Donalds’a hızla ilerlemeye başladım. İnanılır gibi değil herifler yine ayağa kalkmış arkamdan koşa koşa geliyorlardı. Mc Donalds’ın önünde birbirimize bir kez daha girdik. Sonra içeri girdim ve güvenlik görevlisi kapıyı kilitledi. Hemen polisi aradık. Polis gelene kadar adamlar camları yumruklayıp, beni dışarı çıkarmak ya da kendileri içeri girmek için her şeyi yaptılar. Sağ olsun görevli kapıları kilitlediği için bir sıkıntı olmadı. On dakikalık bir hengâmenin ardından polis geldi ve direk olarak bu adamları kelepçeleyip arabanın demir parmaklıklı bölümüne yaka paça tıktı. Sıra bize gelince pasaportlarımızı istedi ve kimse kusura bakmasın yine içini bile açmadan ay yıldıza bakıp Türk olduğumuzu anlayıp hemen sizde bizimle geleceksiniz diyerek bizi de aldılar. Mc Donalds’taki görevliden tercüme etmesini ve olayı anlatmasını istedim. “Bakın elimize yüzümüze üstümüze başımıza bakın. Bir öğrenciyiz ve kimseye zararımız olmadan yolda ilerliyorduk. Bu adamlar para isteyip bize saldırdılar. Bizde buraya sığındık.” dedim. Görevlide bizim yanımızda bulunarak polislere derdimizi anlatmamıza yardım etti. Fakat polis laf anlamıyordu, illa bizi de alacaktı. Arabaya bizde bindik, en azından diğerleri gibi itip kakmadılar, bize iyi ve kibar davrandılar. Özay’a dönüp;

 

“Hayatımda karakola bir tek pasaport başvurusu yapmak için girdim, şimdi sayenizde hiç bir şey yapmadığınız için olay buralara geldi ve ben suçlu muamelesiyle karakola gidiyorum. Helal olsun size!” diyerek serzenişte bulundum. Adam hala ben vurursam ölürlerdi, ondan vurmadım diye saçmalıyordu. Ara şu kız arkadaşını da gelsin bize tercümanlık yapsın bari dedim. Kız arkadaşı Gosia’yı aradı ve kız karakola geldi.

 

Bizim Ahmet hala şoktaydı, adam zangır zangır titremeye başladı. Allah’ım birde onunla uğraşıyoruz. Gittim konuştum sakin ol Ahmet dedim. Biraz rahatlatmaya çalıştık. Sonra karakolun amiri geldi bizi sorguya çektiler. Öncesinde aramızda anlaşmıştık. Biz hiç vurmadık, sadece kaçtık diyecektik. Çünkü iş bizim açımızdan da çıkılmaz bir hal alabilirdi. Hepimizi sorguladılar. Bu arada odanın dışında beklerken bize saldıran çocukları parmaklıkların arkasına attılar ve direniş göstermeleri sebebiyle biraz okşadılar. Dedim bizde sopayı yiyeceğiz, polis dayağı yemeden öbür dünyaya gitmeyeceğizJ

 

Hepimizin sorgusu bitince Gosia bize durumu tercüme etti. Elemanlar bizim onları dövdüğümüzü söylemiş, özellikle benim. Sonuç ne olacak dedim. Olay mahkemeye kadar gidebilir dedi. Hemen ağız birliği yaptık ve komple inkâr prensibini benimsedik. Ahmet’e saldırınca bizde hemen kaçtık, onlara saldırmadık diye kararlaştırıp, polis amirine çevirttirdik. Bu sefer Ahmet yine piyasaya çıktı ve siz beni ortaya atıp kenara kaçıldınız, benim başım belaya girecek, size bir şey olmayacak demeye başladı.

Şu kâbusun bitmesi için ne kadar dua ettiğimi bilemezsiniz. Ben adam için sorgusuz sualsiz kavgaya girdim, adam şimdi ne diyor. İpleri elime alma zamanı gelmişti. Gosia’ya çevir dedim.

—Biz şikâyetçi olursak ne olur?

—Olay mahkemeye gider

—Peki olmazsak?

—o zaman size saldıranlar, gözaltında tutulacak, aynı suçtan bir kez daha gelirlerse direk hapis cezası alacaklar, burada yaptırım çok şiddetli.

—peki, bizim saldırmadığımıza inandılar mı?

—hayır?

—Ya üstümüze başımıza baksınlar, biz öğrenciyiz, ikna et şunları dedim

 

Sonunda adamlar ikna oldu. Bir yanda serseriler bir yanda biz vardık. Adam da vicdanına göre karar verdi ve bizi serbest bıraktılar. Çıkarken Gosia’dan son kez bir şey rica ettim. Onu yanıma aldım ve amirin yanına gittim.

 

—Rica etsem bizi yurtlarımıza bırakabilir misiniz? Geç oldu ve çok uzağız dedim. Gosia çevirdi ve amir büyük bir nezaketle kabul etti. Adamlar bizi teker teker özel servis gibi polis aracıyla gitmek istediğimiz yerlere bıraktılar.

Hayatımda ilk defa karakola resmi bir işlem dışında girmek zorunda kaldım. Boksör arkadaşım Özay sağ olsun. Adamlara vursaydı, başımıza daha büyük tehlikeler gelebilirdiJ teşekkürler Özay…

Yorum yapın

Yorum

Bir Cevap Yazın